• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Gündem
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Politika
  • Dünya
  • Teknoloji
  • Magazin
  • Seçim Belediye Eğitim Sağlık Yaşam Spor Asayiş Çevre Genel Yerel Kültür - Sanat Ekonomi-Finans Dış Haberler Güvenlik Bilim ve Teknoloji
  • Ara
SON DAKİKA:
00:38
Papara’nın yeni sahibi belli oldu: Yasa dışı bahis soruşturmasında TMSF kayyum olarak atanmıştı
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Haberler
  2. Genel
  3. YARGITAY BİLİRKİŞİ RAPORLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ BOZMAYI GEREKTİRİR!
Genel
Yayınlanma: 14 Kasım 2022 - 00:01
Güncelleme: 14 Kasım 2022 - 00:28

YARGITAY BİLİRKİŞİ RAPORLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ BOZMAYI GEREKTİRİR!

Genel
14 Kasım 2022 - 00:01
Güncelleme: 14 Kasım 2022 - 00:28
TAKİP ETTAKİP ET
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
YARGITAY BİLİRKİŞİ RAPORLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ BOZMAYI GEREKTİRİR!

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 1991 tarihli kararında “Bilirkişi düşüncesi delil değildir. Delil hakkında bir açıklamadır. Bir başka anlatımla delillerin değerlendirilmesi vasıtasıdır. Delil, bilirkişi incelemesi için gerekli olan şeydir. Hâkim bilirkişi incelemesi ile bağlı değildir. Bilirkişinin görevi teknik ve bilimsel anlamda hâkimi aydınlatmaktır.” şeklinde görüş ortaya koymuştur.

 

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ da 24/05/2016 tarihli (2015/12-276 E, 2016/263 sayılı) kararında bilirkişilerin atanmasını, bilirkişi raporları ve bu raporların yargı mercileri nezdinde bağlayıcı olup olmadıklarını irdeleyerek; “... Sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olup, tanzim ettiği raporu delil değil, “delil değerlendirmesi aracı” olan bilirkişiye başvurmanın amacı, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır.

Bununla birlikte ceza muhakemesinde bilirkişi kendiliğinden bir rol edinemez.

 

Uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasında ciddi çelişkiler bulunması, çelişkilerin tartışılmamış olması

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2019/748 Esas,2019/3857 K.

  • Nitekim alınan rapor çelişkinin giderilmesi bir yana aynı raporun tekrarı niteliğindedir.
  • Öte yandan alınan bilirkişi raporuna davalı vekili esaslı itirazlarda bulunmuş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMKnın 293. maddesi gereğince alınan uzman görüşünü dayanak olarak eklemiştir.
  •  
  • Bilindiği üzere 6100 sayılı HMKnın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı içeren kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir.
  • Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMKnın 27. Anayasanın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir.
  • Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerinin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. ,
  • Alınan bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine yetersiz ve esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
 

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Esas No:2017/492 Karar No:2017/2026

  • Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü hesaplama ve paylaşım oranı yönünden ciddi şekilde çelişkiler içermektedir.
  •  
  • Alınan bilirkişi asıl ve ek raporları ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamıştır. 
 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Esas: 2019/1081 Karar: 2021/472

  • yargılama sırasında taraflarca dosyaya HMKnın 293. maddesi uyarınca uzman görüşü ibraz edildiği, mahkemece davalı tarafça sunulan uzman görüşü esas alınmak suretiyle istinafa konu kararın verildiği görülmektedir.
  • Mahkemece bu iddialar yönünden herhangi bir araştırma yapılmadığı gibi bu iddiaların değerlendirilmesi ancak davalı taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınması suretiyle değerlendirilebilecek olmasına rağmen yargılama sırasında davacı tarafın bilirkişi incelemesi yapılması talebinin herhangi bir gerekçe de açıklanmaksızın red edilmesi usul ve yasaya uygun değildir.
 


Hukuk Genel Kurulu         2018/1100 E.  ,  2020/289 K.


      "İçtihat Metni"

      MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi


      1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
      2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
      3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

      I. YARGILAMA SÜRECİ
      Davacı İstemi:
      4. Davacı vekili 07.09.2006 tarihli dilekçesinde; davalının, müvekkilinin şirketinde 01.09.2004 tarihinde işe başladığını, 18.03.2006 tarihinde işten ayrıldığını, işten ayrılırken şirketteki tüm çalışmalarına karşılık olan parayı aldığına ilişkin ibraname verdiği gibi müvekkili ve şirketinden hiçbir alacağı olmadığına ve uhdesinde müvekkiline ve müvekkilinin şirketine ait bir belge olmadığına dair imzalı belge verdiğini, davalının müvekkilinin şirkette olmadığı bir zamanda çekmecesinde bulunan ve müvekkili tarafından imzalı boş A-4 kağıdını çalarak uhdesinde tuttuğunu, sonrasında belgenin üstünü bilgisayarla doldurarak borçlusu müvekkili olan 08.07.2004 tanzim tarihli, 25.03.2006 vade tarihli 650.000TL bedelli kambiyo senedi hâline getirdiğini ve Ankara 18. İcra Müdürlüğü’nün 2006/10123 E. sayılı dosyasında müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, davalının şirketten ayrıldıktan sonra hiçbir alacağı kalmadığına dair belge vermesine rağmen çaldığı imzalı boş beyaz kâğıdı senet hâline getirdiğini, müvekkilinin davalıya hiçbir borcunun bulunmadığını, davalının müvekkilinin babasına ait evde kiracı olarak oturduğunu, kira bedelini ödemeyecek durumda olduğu bir dönemde alacaklı olduğunu iddia etmesinin gerçekçi olmadığını, şirketteki çalışmalarına karşılık tüm alacağının ödendiğini ayrıca alacağının kalmadığına dair ibraname ve taahhütname verdiğini davalı ile belgenin düzenlediği tarih itibariyle hiçbir hukuki ilişkinin bulunmadığını ileri sürerek, davanın kabulü ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile icra takibinin iptaline ve %40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
      Davalı Cevabı:
      5. Davalı vekili, davacının senedin sahte olduğu ya da imzanın kendisine ait olmadığı yönünde bir itirazının bulunmadığını, davacı ile iş ilişkilerinin davacının şirketinde çalışmadan önce başladığını, müvekkilinin davacının işyerinde çalışmaya başlamadan önce de iş hayatında olduğunu, davacının babasının dairesini kiralayarak işyeri olarak kullandığını, sonrasında davacının kendisine ait şirketinde fabrika müdürü olarak çalışmasını teklif ettiğini, bu nedenle öncesinde aralarında iş ilişkisi olmadığı yönündeki iddianın asılsız olduğunu, müvekkilinin davacıya ibraname vermediğini, davacının sahte ibraname düzenleme yoluna gittiğini, ibranamedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, sahte belge düzenlemesi nedeniyle davacı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, davacının imzalı boş kağıdın müvekkili tarafından çalındığı yönündeki iddiasının asılsız olduğunu, davacının müvekkilinin elindeki parayı “bize bankalar daha fazla faiz veriyor paranı bana ver değerlendireyim” diyerek alan davacının sonrasında işten ayrılan müvekkilinin alacağını istemesine rağmen vermediğini belirterek, davanın reddi ile kötüniyetli olan davacıdan %40 oranındaki tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
      İlk Derece Mahkemesi Kararı:
      6. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.01.2016 tarihli ve 2006/470 E., 2016/38 K. sayılı kararı ile; Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/835 E., 2014/709 K. sayılı kararında, davacı tarafından ibraz edilen 17.05.2006 tarihli “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı “kendilerini ibra ederim taahhüt eden ...” imzası ve yazısıyla biten belgenin davalı tarafından düzenlenmemiş olması, tanıkların çelişkili beyanları değerlendirildiğinde üzerine atılı suçu işlediğine dair şüpheler var ise de mahkûmiyeti için yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilmediğinden davalının beraatine karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek onandığı, Ceza Mahkemesinde “ibraz edilen 17.05.2006 tarihli “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı “kendilerini ibra ederim taahhüt eden ...” imzası ve yazısıyla biten belgenin davalı tarafından düzenlenmemiş olması…” şeklindeki maddi vakıanın hukuk mahkemesini bağlayıcı nitelikte olduğu, davalı hakkında iftira suçundan Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2011/148 E., 2013/654 K. sayılı kararı ile beraat kararı verildiği, bu kararın gerekçesinde de alınan 14.12.2011 tarihli ve 24.07.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporlarında “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğunu gösterir yeterlilikte bulgu saptanmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, eldeki menfi tespit davasına konu senetteki imzanın davacıya ait olduğu hususunda tartışma olmadığı, ihtilafın açığa atılan imzanın kötüye kullanılıp kullanılmadığı ve davalının ibraname verip vermediği hususunda olduğu, ceza yargılaması sırasında hükme esas alınan ve itibar edilen Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 14.12.2011 tarihli ve 24.07.2012 tarihli raporları dikkate alınarak yeniden rapor alınmasına gerek olmadığı, davacının kesin süre içerisinde yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
      Özel Daire Bozma Kararı:
      7. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
      8. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 02.11.2016 tarihli ve 2016/7373 E., 2016/14246 K. sayılı kararı ile;
      “…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
      2-Davalının temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede, menfi tespit davası sırasında İİK 72. madde uyarınca ihtiyati tedbir kararı alınmış ve bu ihtiyati tedbir kararı teminat yatırılmak suretiyle uygulanmıştır. İİK 72/4 maddesi uyarınca menfi tespit davası red ile sonuçlandığında davalı alacaklı yararına tazminata karar verilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış mahkeme kararının bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle bozulmuştur.
      9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
      10. Yargıtay 19. Hukuk Dairesince 09.05.2017 tarihli ve 2017/875 E., 2017/3607 K. sayılı kararı ile;
      “…Her ne kadar mahkemece, ceza mahkemesi kararındaki maddi hukuka ilişkin tespitin hukuk hâkimini bağlayacağı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, ceza mahkemesince incelenen ibranameler altındaki imzaların ...'e (isim değişmekle ...) ait olup olmadığı konusunda kesin kanaat verici raporlar düzenlenmemiş olup alınan raporlarda bu hususta kesin kanaate elverişli bilgi ve bulguya rastlanılamadığı ve ihtimale dayalı olarak görüş bildirildiği şeklinde açıklamalara yer verilmiş olduğu gibi, ceza mahkemesi kararı gerekçesinde yer alan, “sözü edilen imzaların adı geçen şahsa ait olmadığı” yolundaki tespit de dosya içeriği ile uyuşmadığından ceza mahkemesi kararının bu nedenlerle hukuk hâkimini bağlayıcı nitelikte kabulü doğru görülmemiştir.
      Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulması için imza incelemesi de dâhil olmak üzere iddia ve savunma çerçevesinde ayrıntılı araştırma ve inceleme yapılarak deliller hep birlikte değerlendirilip varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere davacı yönünden de hükmün bozulması gerekirken ilamda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddedilmiş olduğu anlaşıldığından karar düzeltme talebinin kabulü gerekmiştir,…” yönünde bozma gerekçeleri eklenerek hüküm davacı yararına da bozulmuştur.
      Direnme Kararı:
      11. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.03.2018 tarihli ve 2017/594 E., 2018/155 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler yanında Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/835 E., 2014/709 K. sayılı davalı hakkında sahtecilik suçundan verilen beraat kararının onandığı, imzaların adı geçen kişiye ait olup olmadığı yönündeki tespitin de ilgili 21. Ceza Dairesi’nce denetlendiği, bu nedenle Özel Dairenin “sözü edilen imzaların adı geçen şahsa ait olmadığı yolundaki tespit de dosya içeriği ile uyuşmadığından ceza mahkemesinin kararının bu nedenle hukuk hâkimini bağlayıcı nitelikte kabulü doğru görülmemiştir” gerekçesinin benimsenmediği, ceza mahkemesince verilen beraat kararı hukuk hâkimini bağlayıcı nitelikte değilse de ceza mahkemesinin maddi olgu tespitinin hukuk hâkimini bağladığı, Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/835 E., 2014/709 K. sayılı kararındaki “ibraz edilen 17.05.2006 tarihli “ibraname ve taahhütnamedir başlıklı kendilerini ibra ederim taahhüt eden ...” imzası ve yazısıyla biten belgenin sanık tarafından düzenlenmemiş olması” şeklindeki maddi vakıanın hukuk mahkemesini bağlayıcı nitelikte olduğu, yine davalının sahte ibraname düzenlendiği iddiası üzerine davalı hakkında iftira suçu nedeniyle görülen Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2011/148 E., 2013/654 K. sayılı kararı ile beraat kararı verildiği dikkate alındığında, bu kararın gerekçesinde yer alan 14.12.2011 tarihli ve 24.07.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporlarında “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı belgedeki imzanın davalının eli ürünü olduğunu gösterir yeterlilikte bulgu saptanmadığı yolundaki raporlar dikkate alınarak yeniden rapor alınması isteminin yerinde görülmediği ve tüm deliller değerlendirildiğinde menfi tespit isteminin yerinde olmadığı gerekçesiyle menfi tespit isteminin reddine ilişkin hüküm yönünden direnilmesine, Özel Dairenin bozma kararının ikinci bendi yönünden ise uyma kararı verilerek davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.
      Direnme Kararının Temyizi:
      12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

      II. UYUŞMAZLIK
      13. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 53. maddesi uyarınca, ceza mahkemesince verilen beraat kararında, incelenen ibranameler altındaki imzanın davalıya ait olup olmadığı yönünden alınan bilirkişi raporlarının maddi vakıa olarak hukuk hâkimini bağlayıp bağlamadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece yeniden araştırma yapılarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

      III. GEREKÇE
      14. Öncelikle, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır.
      15. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nın 53. maddesinde düzenlenmiş olup, hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
      16. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin medeni hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
      17. 818 sayılı BK’nın “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53. maddesinde:
      “Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.”
      hükmü yer almaktadır (6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi hükmü de benzer düzenleme içermektedir.).
      18. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
      19. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
      20. Bilindiği gibi kesin hüküm, ilişkin olduğu konuda uyuşmazlığı ortadan kaldırır. Bu yüzdendir ki, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması bir yargılama koşuludur. Özellikle bir ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptaması, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturur. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hâkiminin hukuk hâkiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.
      21. Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir.
      22. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, 818 sayılı BK’nın 53. maddesi bir engel oluşturmaz.
      23. Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hâllerde, kesin delilin etkisi nedeniyle, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hâllerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş söyleşiyle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, s: 5154-5155).
      24. Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri hâlinde; hukuk hâkiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.
      25. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 tarih ve 2011/17-50 E., 2011/31 K., 09.04.2014 tarih ve 2013/4-1008 E., 2014/490 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
      26. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/148 E. sayılı dosyasında alınan 14.12.2011 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı belgede yer alan imzanın ...’ün eli ürünü olduğunu gösterir nitelik ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı belirtilmiş, alınan 24.07.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda da önceki rapora eklenecek bir husus bulunmadığı ifade edilmiştir.
      27. Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/148 E. sayılı dosyasında soruşturma aşamasında “ibraname ve taahhütnamedir” başlıklı belgeye istinaden alınan 01.04.2007 tarihli bilirkişi raporunda ise “ taahhüt eden – ...” yazısı altındaki imzanın davalı ... elinden çıktığı belirtilmiştir.
      28. Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/835 E. sayılı dosyasında alınan 16.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda da anılan belgedeki imzanın davalı eli ürünü olmasının muhtemel olduğu belirtilmiştir.
      29. Her iki ceza dosyasında da davalı hakkında iftira ve sahtecilik suçları yönünden kesin delil elde edilememesi ve iddia edilen eylemlerin davalı tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.
      30. Yukarıda belirtilen ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarından anlaşılacağı üzere, incelenen ibranameler altındaki imzaların davalıya ait olup olmadığı konusunda kesin kanaat verici tespitler yapılmamış ve ihtimale dayalı olarak görüş bildirilmiştir.
      31. Ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hâllerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporu, hukuk mahkemesini bağlamadığından hukuk mahkemesince imza incelemesi de dâhil olmak üzere tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
      32. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
      33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

      IV. SONUÇ :
      Yukarıda (13) nolu ve devamı bentlerde açıklanan nedenlerle;
      Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. gereğince BOZULMASINA,
      İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
      Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.03.2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

       

       

      Yargıtay 11. Ceza Dairesi (2015/7039 Esas, 2017/7196 K. sayılı) 26.10.2017 tarihli kararında; “… Jandarma Kriminal raporunda senet üzerindeki şikayetçiye ait imzanın onun eli ürünü olmadığının ve onun imzası taklit edilmek suretiyle atıldığının belirtildiği, Adli Tıp fizik İhtisas Dairesi’nin raporu ile de senetteki şikayetçiye atfen atılı borçlu imzalarının şikayetçiye ait olduğunun rapor edildiği anlaşıldığından; raporlar arasında çelişki olması nedeniyle bu çelişkinin giderilmesi bakımından üniversitede görevli uzman kişilerden oluşacak bilirkişi kurulundan veya Adli Tıp Kurumu genişletilmiş ihtisas dairesinden rapor alınması ya da mevcut raporlardan hangisine üstünlük tanındığının tartışılarak nedenlerinin gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hükümler kurulması” nedenleriyle kararı bozarak çelişkili bilirkişi raporlarında mahkemenin hangi yöntemle hareket etmesi gerektiğini belirtmiştir

      Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin İmza İncelemesinde Son Merci Olarak Kabulü Hususunda Yasal Bir Düzenleme Bulunmamaktadır

      * Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

      * Söz konusu raporların anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından kesin kanaat bildirmeyen mevcut raporlara göre sonuca gidilemez.

      * Alacaklı tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğine göre mahkemece ispat yükünün alacaklıda olduğu kuralı nazara alınarak yeniden uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

      Yargıtay

      Hukuk Genel Kurulu

      Esas : 2015/49

      Karar : 2015/1022

      Karar Tarihi : 13.03.2015

      TAKİBİN İPTALİ – İMZAYA İTİRAZ – ADLİ TIP RAPORU – İSPAT YÜKÜ – İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 336 – HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 428

      “İçtihat Metni”

      Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 8.İcra Hukuk (Kapatılan Üsküdar 1.İcra Hukuk) Mahkemesince itirazın kabulüne dair verilen 23.11.2012 gün ve 2010/222 E.-2012/670 K. sayılı kararın incelenmesi davalı-alacaklı T.. Y.. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 03.06.2013 gün ve 2013/11722 E- 2013/20487 K. sayılı ilamı ile önce onanmış; davalı-alacaklı T.. Y.. vekilinin karar düzeltme istemi üzerine, bu istem kabul edilerek, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 10.10.2013 gün ve 2013/25897 E- 2013/32312 K. sayılı ilamı ile;

      (…Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak Üsküdar 1.İcra Müdürlüğü’nün 2010/2620 sayılı icra takip dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun, imzaya itiraz ederek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır.

       

      Mahkemece imza incelemesi konusunda dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderdiği adı geçen kurum tarafından düzenlenen 06.04.2012 ve 09.10.2012 tarihli raporlarda, imzanın değerlendirildiği; ancak imzanın borçlu keşidecinin eli ürünü olup olmadığı hususunun tespit edilemediğinin bildirildiği, bu rapora alacaklının hüküm kurmaya elverişli olmadığı ve yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz ettiği belirlenmiştir.

      Adli Tıp Kurumundan alınan her iki raporda da imzanın borçlu eli ürünü olup olmadığı hususunda net bir görüş bildirilmemiştir. Mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar hükme esas alınarak itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, sözkonusu raporların anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından kesin kanaat bildirmeyen mevcut raporlara göre sonuca gidilemez. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. (Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarih ve 2009/12-282 sayılı kararı)

      Alacaklı tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğine göre mahkemece ispat yükünün alacaklıda olduğu kuralı nazara alınarak yeniden uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

       

      Mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken; maddi hataya dayalı olarak Dairemizce onandığı anlaşıldığından, karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

      Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 03.06.2013 tarih ve 2013/11722 esas- 2013/20487 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, İstanbul Anadolu 8.İcra Mahkemesi 23.11.2012 tarih , 2010/222 E, 2012/670 K. Sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.’nun 366. ve HUMK.’nun 428.maddeleri uyarınca BOZULMASINA…)

      gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

       

      11. Ceza Dairesi         2019/1482 E.  ,  2021/9219 K.

       

      "İçtihat Metni"

      MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

      SUÇ : Resmi belgede sahtecilik

      HÜKÜM : Beraat

       

      Gerekçeli kararda suç tarihinin 21.02.2012 olması gerekirken 16.02.2010 olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.

      Suça konu senet üzerindeki borçlu imzasının katılana ait olup olmadığının tespiti ile ilgili olarak, Kozan 2. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 2012/513 esas sayılı dosyasında taraflar arasındaki görülmekte olan menfii tespit davasının yargılama aşamasında alınan 09/05/2014 tarihli Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinin raporu ile soruşturma aşamasında Adana Kriminal Polis Laboratuvarından alınan 01/04/2013 tarihli rapor arasında açık çelişkiler bulunduğu, mahkemece bu çelişkilere değinilmediği ve hükme esas alınan rapora üstünlük tanınmasının nedenleri karar yerinde tartışılmadığı anlaşılmakla; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından; sanığın ve katılanın olay öncesine ait bol miktarda samimi imza örnekleri muhtarlık, tapu ve nüfus idaresi ve ilçe seçim kurulu gibi yerlerden temin edilip suça konu senet aslındaki tüm yazı, rakam ve imzaların sanık, katılan ve tanık ...'a aidiyeti yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmak üzere dosyanın Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Fizik İhtisas Dairesine gönderilip mevcut raporlar arasındaki çelişki giderildikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

      Yasaya aykırı, katılanın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 26.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

       

      11. Ceza Dairesi         2014/2875 E.  ,  2016/3038 K.


          "İçtihat Metni"

          MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
          SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
          HÜKÜM : Mahkumiyet

          Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:
          1- Türk Ticaret Kanunu'na göre, kambiyo senetlerinden olan çekin resmi belge niteliğinde sayılabilmesi için unsurlarının tam olması gerektiği, soruşturma aşamasında kriminal uzmanından alınan bilirkişi raporunda çekin ön yüzünde yer alan keşide yer, tarih, meblağ ve rakamların beraat eden sanık ...'a ait olduğunun tespit edildiği, yargılama aşamasında ise ilk rapora çelişkili olacak şekilde kriminal uzmanının düzenlediği hükme esas alınan raporda, çekin ön yüzündeki yazıların sanık ...'a ait olduğunun bildirildiği anlaşılmakla, sanığın çeki ilk kullandığı anda unsurlarının tam olup olmadığının tespiti bakımından, çekin verildiği anda unsurlarının bulunup bulunmadığının çeki alan kişinin tespiti ile bu kişiden sorulması, çekin ön yüzündeki, yazı, rakamlar yönünden yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle
          raporlar arasındaki çelişkinin giderilip bu yazıların kime ait olduğu saptandıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması yasaya aykırı,
          2- 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
          Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

           

           

           
          Hukuk Genel Kurulu         2019/128 E.  ,  2021/1131 K.

              "İçtihat Metni"

              MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

              1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “kooperatif genel kurul kararları ile ihraç kararlarının iptali” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince bir kısım davaların kabulüne ve kısmen kabulüne, bir kısmının ise reddine dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
              2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
              3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

              I. YARGILAMA SÜRECİ
              Davacı İstemi:
              4.1. Davacılar vekili asıl dava dilekçesinde; davacıların davalı kooperatifin üyesi olduklarını, 10.05.1997 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında ..., ... ve ...’ın yönetim kurulu üyesi seçildiğini, ...’ın bilahare kooperatif başkanı olarak görevlendirildiğini, ancak kooperatif üyesi olan ..., ...,... ve yönetim kurulu üyesi ...’ın Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1997/573 E., sayılı davasında olağanüstü genel kurulu toplantıya çağırmak için izin verilmesi talebinde bulunduklarını ve mahkemeyi yanıltarak aslında elli yedi olan üye sayısını otuz üç olarak gösterdiklerini, mahkemeden aldıkları yetkiyle 25.06.1998 tarihinde saat 10:00’da olağanüstü genel kurul için üyelere çağrı kağıdı gönderip gazete ilanı yaptıklarını, müvekkillerinin ve diğer kooperatif üyelerinin kendilerine bildirilen gün ve saatte olağanüstü genel kurulun yapılacağı yere gidip saat 12:00’a kadar beklemelerine rağmen ...., ..., ...z ve ...’ın gelmediğini, müvekkilleri ile diğer üyelerin olağanüstü genel kurulun yapılmayacağına inandıktan sonra dağıldıklarını ve belirtilen adreste bildirilen saatte genel kurul toplantısı yapılmadığına ilişkin tutanak düzenlendiğini, müvekkillerinin 26.06.1998 tarihinde Ticaret Sicil Memurluğundaki kooperatif dosyasına baktıklarında olağanüstü genel kurulun bahsedilen adreste yapılmış gibi gösterilerek tutanak düzenlendiğinin, kooperatifin elli yedi üyesi olduğu hâlde, otuz üç üyesi varmış gibi gösterilerek toplantı nisabını sağlamak için gereken en az dokuz kişinin imzasıyla genel kurul yapılmış gibi evrak tanzim edildiğinin ve diğer evraklarla birlikte gerekli evrakların Ticaret Sicil Memurluğuna verildiğinin ve yetki belgesi alındığının görüldüğünü, ancak bu hususların gerçek olmadığını ve eski yönetim kurulu üyelerinin adreslerinin belirli olduğunu, kooperatifin elli yedi üyesi olduğu hâlde otuz üç üyesi varmış gibi mahkemenin yanıltıldığını, kanunun ve ana sözleşmenin aradığı toplantı nisabının en az on beş kişi olduğunu ve dokuz kişiyle yapılan genel kurulun geçerli olmadığını, kooperatifin gerçek yönetim kurulunun 28.06.1998 tarihinde olağan genel kurul toplantısını yaptığını, usulsüz olarak 25.06.1998 tarihinde ...,... ve ...’ın yaptığı genel kurul sonucunda oluşturulan yeni yönetim kurulu üyeliğine seçilen ...,..., ...’nun kendi yanlarında olmayan kooperatif üyelerini üyelikten çıkarmaya başladıklarını ve çok sayıda kendilerinden olan kişilerin üye kaydını yaptıklarını, kooperatife ait Çankaya Tapu Sicil Müdürlüğünde 912 parselde kayıtlı seksen dönümlük çok kıymetli bir arsanın bulunduğunu ve ortadaki usulsüzlüklerin nedeninin bu arsanın ele geçirilmesi olduğunu ileri sürerek...,... ve ... ...’ın Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden aldıkları izin sonucunda usulsüz olarak yaptıkları genel kurulun iptaline, 25.06.1998 tarihinde usulsüz olarak yapılan genel kurulda yönetim kurulu üyeliklerine seçilen .... ,... ve ...u’nun kooperatifi bağlayıcı ve zarar verici bir işlem tesis etmemeleri için ihtiyati tedbire ve 25.06.1998 tarihinde yapılan usulsüz genel kurul toplantısından sonra yapılan bütün işlemlerin yok hükmünde olduğunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
              4.2. Davacılar vekili birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/765 E. sayılı, birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/761 E. sayılı ve birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/746 E. sayılı dava dilekçelerinde; Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1997/573 E., sayılı dosyasında verilen yetki üzerine 25.06.1998 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapılacağı çağrısını aldıklarını, ancak toplantı yerine gittiklerinde hükümet komiseri ve toplantıyı düzenleyenlerin gelmemesi nedeniyle toplantının yapılamadığını, sonrasında davacıların hayali 500TL borçları olduğu belirtilerek kooperatif ortaklığından ihraç edildiklerine dair Ankara 47. Noterliğinin 03.07.1998 tarihli ihtarnamesini aldıklarını, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1997/573 E., sayılı yetkilendirme dosyasında yapılan yargılamadan hiçbir üyenin haberi olmadığını, olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine seçilen ortakların kooperatifin üyeleri olmadıkları hâlde, olağanüstü genel kurul toplantısında üye olarak kayıtlarının yapıldığını, yönetim ve denetim kurulunun bu üyelerden oluşturulduğunu, kooperatifin kayıtlı altmış bir üyesi olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının yapılabilmesi için en az on beş üyenin toplantıya katılması gerektiğini, buna rağmen yedi asıl iki vekil üyenin katılımı ile toplantı nisabı sağlanmadan olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığını, 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kooperatife üye kaydedilmesi için karar alınmadığı hâlde 500TL karşılığında yeni üyelerin kaydedilmesi için yetki çıkarıldığını, kanuna aykırı olarak yönetimi ele geçiren kişilerin kötü niyetle hayali borç çıkararak yirmi bir kooperatif üyesini ihraç ettiklerini belirterek kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak yapılan 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.3. Davacılar vekili birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/249 E. sayılı dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki nedenleri aynen tekrarlayarak 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının iptali için dava açıldığını, yetkili olup olmadıkları 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının iptali için açılan davanın sonucuna bağlı olan yetkisiz şahısların kooperatif yönetimini ele geçirerek haksız ve usule aykırı şekilde üyelerin ihracına karar verdiklerini, müvekkillerinin kooperatife borçlu olmadığını, kooperatif üyeliklerini engellemek için hayali borç çıkarılarak kötü niyetle hareket edildiğini ileri sürerek Kooperatifler Kanunu, ana sözleşme ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak yetkisiz yönetim kurulu tarafından alınan 17.02.1999 tarihli ve on yedi sayılı kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.4. Davacılar vekili birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/893 E. sayılı dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki nedenleri aynen tekrarladıktan sonra, davalı kooperatifin yetkisiz yönetim kurulunun üye olarak gösterdiği şahısların kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak yaptığı 16.08.1998 tarihli olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.5. Davacılar vekili birleşen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/681 E. sayılı dava dilekçesinde; 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının iptali için açılan asıl davanın bu dava için ön mesele olduğunu, zira 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının iptaline karar verildiği takdirde sonradan yapılan bütün genel kurul toplantılarının yetkisiz kişiler tarafından yapıldığının ortaya çıkacağını, bu durumun da sonradan yapılan tüm genel kurul toplantılarının iptali sonucunu doğuracağını, bu nedenle bu davanın asıl dava ile birleştirilmesi gerektiğini, müvekkillerinin kooperatif üyeliğinden ihraçlarına dair yönetim kurulu kararları iptal edildiği hâlde, davacıların 27.06.1999 ve 03.12.1999 tarihli genel kurul toplantısına alınmadıklarını, altmış bir kişilik kooperatifin yönetimini ele geçiren yedi kişinin hayali olarak kaydettikleri şahıslarla kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiklerini ileri sürerek 03.12.1999 tarihli olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.6. Davacılar vekili birleşen Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/564 E. sayılı dava dilekçesinde; asıl ve birleşen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/681 E. sayılı dava dilekçesini aynen tekrarlayarak bu davanın asıl dava ile birleştirilmesi gerektiğini, müvekkillerinin kooperatif üyeliğinden ihraçlarına ilişkin yönetim kurulu kararları iptal edildiği hâlde davacıların 27.06.1999, 03.12.1999 ve 30.06.2000 tarihli genel kurul toplantısına alınmadıklarını, altmış bir kişilik kooperatifin yönetimini ele geçiren yedi kişinin hayali olarak kaydettikleri şahıslarla kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiklerini ileri sürerek 30.06.2000 tarihli olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.7. Davacılar vekili birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E. sayılı dava dilekçesinde; davacıların davalı kooperatifin üyesi olduğunu, 28.06.2003 tarihli olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/726 E. sayılı mahkeme kararının duruşma tutanağını ibraz ettiklerini, ancak bu konuda toplantıda herhangi bir görüşme yapılmadığı gibi müvekkillerine söz hakkı da verilmediğini, görüş ve düşüncelerinin tutanağa geçirilmesine engel olunduğunu, çok az rakamlar karşılığında kooperatife yeni üye kaydedilerek diğer üyelerin zarar görmesine neden olunduğunu, çok değerli olan kooperatif dairelerinin değerinin çok altında satılarak kooperatif ve ortaklarını zarara uğratma girişimlerinin başlatıldığını ileri sürerek 28.06.2003 tarihli olağan genel kurul toplantısının ve bu kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.8. Davacılar vekili birleşen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/333 E. sayılı dava dilekçesinde; müvekkillerinin kooperatif üyeliğinden ihraçlarına dair yönetim kurulu kararları iptal edildiği hâlde, 27.06.1999 tarihli genel kurul toplantısına alınmadıklarını, altmış iki kişilik kooperatifin yönetimini ele geçiren yedi kişinin hayali olarak kaydettikleri şahıslarla kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiklerini ileri sürerek 27.06.1999 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.9. Davacılar vekili birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/506 E. sayılı dava dilekçesinde; 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve bu kurulda alınan kararların iptali için açılan davaların Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/726 E. sayılı dosyasında birleştirildiğini ve yargılamanın devam ettiğini, müvekkillerinin kooperatif üyeliğinden ihraçlarına dair yönetim kurulu kararları iptal edildiği hâlde, davacıların 27.06.1999, 03.12.1999 ve 29.06.2001 tarihli genel kurul toplantısına alınmadıklarını, altmış bir kişilik kooperatifin yönetimini ele geçiren yedi kişinin hayali olarak kaydettikleri şahıslarla kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı hareket ettiklerini ileri sürerek 29.06.2001 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              4.10. Davacılar vekili birleşen Ankara 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/12 E. sayılı dava dilekçesinde; 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının iptali için açılan asıl davanın takip edilmediğini ve açılmamış sayılmasına karar verildiğini, 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının toplantı ve karar nisabı sağlanmadan, yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilerek kooperatif yönetiminin yasaların emredici maddelerine aykırı ve hileli yollarla kötü niyetli şahısların eline geçirildiğini belirterek bu davanın asıl dava ile birleştirilmesine ve 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
              Davalı Cevabı:
              5.1. Davalı kooperatif vekili asıl dava ile birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/765 E. sayılı, birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/761 E. sayılı ve birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/746 E. sayılı davalarda sunduğu cevap dilekçesinde; davacıların iddialarının haksız, yersiz ve hukukî dayanaktan yoksun olduğunu, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden yasalara uygun olarak yetki alıp kooperatifin olağanüstü genel kurulunu toplayan üyelerin, davacıların iddia ettiği gibi kötü niyetli olmadığını, aksine yönetimi elinde bulunduran, hayali üye yazarak yasalara aykırı davranan, kooperatif üyelerinin çıkarlarını korumayan eski yönetim kurulu üyelerinin kişisel çıkar elde etmelerini engellemek ve diğer üyelerin çıkarlarını korumak için hareket ettiklerini, olağanüstü genel kurulun yeterli sayı ile toplanmadığı iddiasının doğru olmadığını, zira genel kurulun toplanması yetkisini veren Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinden gelen kooperatif dosyasında resmi üye sayısı otuz üç olarak belirlendiğinden ve buna göre toplantı yeter sayısı dokuz olduğundan, olağanüstü genel kurulun dokuz kişi ile toplanarak gündemi görüştüğünü, toplantının hiç yapılmadığı ve genel kurul tutanağının hayali olarak düzenlendiği iddiasının doğru olmadığını, toplantı için Ticaret Bakanlığından temsilci istendiğini, ancak temsilci verilmeyeceğinin bildirilmesi üzerine belirtilen yerde ve saatte toplantının yapıldığını, toplantı günü davacıların toplantı yerine hiç gelmediklerini, olağanüstü genel kurulda karar alınmadan yeni üye kaydı yapıldığı iddiasının da haklı olmadığını, zira yönetime yeni seçilen üyelerin daha önceki genel kurullarda alınan karara göre yeni üye kaydı yaparak bazı ortakların üyeliklerini görüşüp karar verdiklerini, olağanüstü genel kurulun toplanmasından yaklaşık iki ay sonra davacıların da katıldığı 16.08.1998 tarihli olağan genel kurul toplantısında tüm üyelerden arsa payı olarak 500’er milyon TL ve her ay 100’er milyon TL ödenti alınmasının kararlaştırılmasına rağmen davacıların üyelik vecibelerini yerine getirmediğini, bazı üyelerin ve davacıların gerekli ihtarnameler çekilmeden sona erdirilen üyeliklerinin olağan genel kurulda düzeltilerek genel kurula iştiraklerinin sağlandığını, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1997/573 E. sayılı kesinleşen kararına dayanarak 25.06.1998 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurulun tamamen yasaya uygun olduğunu ve iptalini gerektirecek bir durum olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.2. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/249 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; davacıların taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacıların her birinin 02.12.1998 tarihi itibariyle kooperatife borçları olduğunu, borçların ödenmesi için usulüne uygun ihtarnameler gönderilip tebliğ edilmesine rağmen davacıların kendilerine verilen süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu nedenle Kooperatifler Kanunu, ana sözleşme ve genel kurul kararları uyarınca üyeliklerinin düşürüldüğünü, yapılan işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.3. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/893 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; asıl davada sunduğu cevap dilekçesindeki nedenleri tekrarlayarak ve 16.08.1998 tarihli genel kurulda alınan kararların tamamının yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.4. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/681 E. sayılı dosyada usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen, davaya cevap vermemiş ve yargılamaya katılmamıştır.
              5.5. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2000/564 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; 17.02.1999 ve 02.03.1999 tarihli yönetim kurulu kararı ile üyelikleri düşürülen ve aktif dava ehliyetleri bulunmayan davacıların genel kurul kararının iptalini talep edemeyeceklerini, 30.06.2000 tarihli genel kurul dahil her genel kurulun kanuna ve ana sözleşmeye uygun olarak toplanıp kararlar aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.6. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; 28.06.2003 tarihli genel kurulun toplantı ve karar nisabına, yasaya ve ana sözleşmeye uygun yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.7. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/333 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; daha önce yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacıların üyeliklerinin düşürüldüğünü ve dava açma haklarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.8. Davalı kooperatif vekili birleşen Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/506 E. sayılı davaya cevap dilekçesinde; yükümlülüklerini yerine getirmeyen davacıların haklı olarak 17.02.1999 tarihli yönetim kurulu kararı ile üyeliklerinin düşürüldüğünü, aktif dava ehliyetleri bulunmadığından genel kurul kararının iptalini talep edemeyeceklerini, 29.06.2001 tarihli genel kurulda kanuna ve ana sözleşmeye uygun kararlar alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
              5.9. Birleşen Ankara 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/12 E. sayılı davasında davalı kooperatife dava dilekçesi tebliğ edilmemiş ise de; davalı vekili yargılama sırasında alınan beyanlarında davanın reddini savunmuştur.
              Mahkemenin Birinci Kararı:
              6. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.06.2003 tarihli ve 1998/726 E., 2003/429 K. sayılı birinci kararı ile; uyuşmazlığın 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurulun yasaya uygun olarak yapılıp yapılmadığı konusunda olduğu, dosyadaki belgelerden, tanık anlatımlarından ve bilirkişi raporundan iptali istenilen olağanüstü genel kurulun belirtilen gün ve saatte ilan edilen yerde yapılmadığı, üyelerden ...'ın toplantıya katılmadığı hâlde katılmış gibi gösterilerek dokuz kişi ile genel kurulun yapılmış gösterildiğini ve yönetim kurulunun belirlendiğinin anlaşıldığı, genel kurulun yasaya uygun olarak yapılmadığı, asıl davada işlemden kaldırma kararı verildikten sonra süresi içinde dava yenilenmediğinden HUMK’nın 409. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın açılmamış sayılmasına, birleşen davaların kabulüne, davalı kooperatifin 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısı ile buna bağlı olarak yapılan genel kurul toplantılarının iptaline, sonradan alınan tüm kararların yok hükmünde sayılmasına karar verilmiştir.
              Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
              7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
              8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.09.2004 tarihli ve 2003/12254 E., 2004/8665 K. sayılı birinci bozma kararı ile;
              “…Asıl ve birleşen davalarda, 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısının ve bu genel kurulu takiben yapılan 16.08.1998, 03.12.1999, 30.06.2000 tarihli genel kurul toplantılarının iptali ile sonradan alınan tüm kararların yoklukla malûl olduğunun saptanması talep ve dava edilmiştir.
              Mahkemece, 22.07.2002 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen görüş doğrultusunda, dinlenen tanık anlatımlarına nazaran 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısının belirtilen gün ve saatte ilan edilen yerde yapılmadığı, üyelerden ...'ın toplantı yapılmadığı hâlde katılmış gibi gösterildiği, toplantı nisabının oluşmadığı gerekçeleriyle açılan davaların kabulüne karar verilmiş ise de, yargılama esnasında alınan 03.07.2000 tarihli bilirkişi raporunda ortak sayısı 33 olarak kabul edilerek 16.08.1998 tarihli genel kurulda alınan ihraç kararları dışında, anılan genel kurulların iptaline yol açacak bir usulsüzlüğe rastlanmamış, ancak yerinde olarak 25.06.1998 tarihli genel kurul hazurun listesinde ismine rastlanamayan ve fakat 28.06.1998 tarihli genel kurul hazurun cetvelinde adları yazılı kişilerin ortaklıklarının kanıtlanması durumunda durumun yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Öncelikle, mahkemece anılan ve somut olaya ışık tutmaya çalışan her iki bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilmediği gibi, birkaç ortak ve tanık sıfatıyla bir takım kişilerin bir araya gelerek tuttukları, resmi hiçbir niteliği bulunmayan tutanağa ve bir kısım tanık anlatımlarına dayanarak ki, bu tanıklardan ortak sıfatı taşıdığı anlaşılan ... ile ... daha sonra mahkemeye dilekçe vererek bu beyanlarından dönmüşlerdir hazurun cetvelinin gerçeği yansıtmadığı sonucuna ulaşılması da yanlış olmuştur. Somut olayda, öncelikle kooperatife ortak olan kişi sayısının belirlenmesi, bu hususta varsa özellikle davacıların kanıtlarının değerlendirilmesi, bundan sonra dosyada mevcut olan ancak, yargılama esnasında hiç incelenmediği anlaşılan, 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısına vekaleten katıldığı görülen Rıdvan Budak'ın kimseye vekalet vermediği gibi, genel kurul toplantısında da katılmadığı yolundaki dilekçesinin de değerlendirilmesi suretiyle hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, ... isimli şahsın bilahare rücu ettiği ifadesine üstünlük tanınarak hazurun cetvelinin aksinin kanıtlandığını kabul etmek yanlış olmuş ve kararın açıklanan nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
              Mahkemenin İkinci Kararı:
              9. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.06.2006 tarihli ve 2005/244 E., 2006/326 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda alınan bilirkişi raporuna göre iptali istenilen 25.06.1998 tarihli genel kurul sırasında kooperatifin otuz üç üyesinden dokuz ortağının toplantıya katılarak karar aldığı ve toplantı karar yeter sayısının oluştuğu, davacılar karşı görüşlerini tutanağa geçirmediklerinden ve dava açma şartları oluşmadığından iptal istemlerinin reddinin gerektiği, birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1998/893 E. sayılı dosyasında 16.08.1998 tarihli genel kurulda ..., ..., ..., ... ve ...’ın ortaklıktan ihraç kararının onaylanması ve yönetim kuruluna yetki verilmesine dair kararın yasaya aykırı olduğundan iptalinin gerektiği, sonraki genel kurulların ise usulüne uygun olarak yapıldığından bu konudaki istemlerin reddinin gerektiği, bozma kararı uyarınca inceleme yapıldığından davacı vekilinin yukarıda isimleri geçen şahıslar dışındaki kimselerin de genel kurula katılmadıkları iddiaları ile Rıdvan Budak’ın mahkemeyi yanıltmaya yönelik ifadelerinin inandırıcı bulunmadığı ve incelemeye değer görülmediği gerekçesiyle asıl davanın açılmamış sayılmasına, birleşen 1998/893 E. sayılı dava hariç diğer birleşen davaların reddine, birleşen 1998/893 E. sayılı davada davacı... tarafından açılan davanın reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulüne, 16.08.1998 tarihli genel kurulda gündemin 5. maddesinde ihraç kararlarının onaylanması ve bu işlemler için yönetim kuruluna yetki verilmesine dair kararın iptaline, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
              Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
              10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
              11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.06.2007 tarihli ve 2006/13101 E., 2007/9045 K. sayılı ikinci bozma kararı ile;
              “…1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, asıl davada verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar davacılarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olmasına göre davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
              2- Ancak, davalı kooperatifin 25.06.1998 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısından önce, hazirun cetvelinde adı yazılı ..., ... ve ....’ın (doğrusu ....... ve ...in) ortaklık paylanırın (doğrusu paylarını) devrettikleri ve toplantı gündeminin 2.maddesi ile pay devirlerinin görüşülüp kabul edildiği anlaşılmaktadır.
              Genel kurul toplantısının yapılmasından önce payların devri durumunda devreden ortakların ortaklık sıfatlarının kalmayacağı gibi, kooperatif açısından hisse devirlerinin kabulü durumunda da genel kurul toplantısının devamı sırasında ortaya çıkan bu durum nedeniyle toplantı ve karar nisabının da ortadan kalktığı sabittir. Buna rağmen toplantıya devam edilerek kararlar alınması mümkün değildir.
              Kaldı ki, pay devreden ortaklardan Kenan Koçak’ın divana seçilmesinde yasa ve anasözleşmeye aykırılık yok ise de, aynı kişinin gündemin 6.maddesi görüşmeleri sonucunda denetim kurulu yedek üyeliğine seçilmesi Kooperatifler Kanunu’nun 55.maddesine aykırıdır.
              Öte yandan, kooperatif genel kurulunun hazirun cetvelinde adı yazılı ortaklardan ...’ın 07.06.2002 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği ifade, ...’ün ceza mahkemesindeki beyanı ve hazirun cetvelindeki imza ile diğer belgelerdeki imzaları arasındaki farklılık, ...’in ceza mahkemesindeki beyanına rağmen hazirun cetvelinde asaleten imza atmış görülmesi hususları da mahkemece değerlendirilmemiştir.
              O halde, mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler ve değerlendirme dışı tutulan hususlar birlikte gözetilip sonucuna göre karar vermek gerekir iken yazılı gerekçeyle hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
              SONUÇ: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle bir kısım davacılar vekillerinin sair, davacı ...’ın tüm temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın Bünyami dışındaki davacılar yararına BOZULMASINA,…” gerekçesiyle karar ... dışındaki diğer davacılar yararına bozulmuştur.
              12. Yukarıda belirtilen ikinci bozma kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
              13. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.01.2008 tarihli ve 2007/12552 E., 2008/585 K. sayılı kararı ile;
              “…1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici nedenlere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir.
              2-Dava ve birleşen davalar kooperatif genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkindir.
              Mahkemece uyulan bozma kararı uyarınca yapılan yargılama sonucu, davanın kısmen kabulüne bir kısım davacıların üyelikten çıkarılmasına dair genel kurul kararlarının iptali istemi dışındaki istemlerin reddine karar verilmiştir.
              Dairemizce bu hüküm, davaya konu 25.06.1998 tarihli genel kurulda katılan 3 üyenin pay devirlerinin kabulüne karar verilmesi nedeniyle toplantı nisabının oluşmadığı, üyeliğini devrederek ayrılan Kenan Kaçak’ın kooperatif üyesi olmamasına rağmen denetim kurulu yedek üyeliğine seçilmesinin Kooperatifler Kanunu’nun 55 nci maddesine aykırı olduğu ve bahsi geçen genel kurul hazirun cetvelinde adı yazılı ..., ... ve ...’in genel kurula katılıp katılmadıkları yolunda çelişkili beyanları, hazirun cetvelindeki imza ile diğer belgelerdeki imzalar arasındaki farklılık değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuştur.
              Dairemizin bozma ilamındaki son gerekçesi yerinde ise de, genel kurulca üyeliğini devreden üç kişinin yerine devralan üç kişinin genel kurula katılıp üyelik haklarını kullanmasına karar verilip toplantıya devam edilerek, daha sonra bunlardan ikisinin yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş olması ve Kooperatifler Kanunu’nun 65/2-son cümlesine göre denetçiler ve yedekleri kooperatif ortaklarından olmasının şart olmadığını öngörmesi ve bozma ilamında belirtilen 55 nci maddesinin yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin olması nedeniyle diğer iki bozma gerekçesi yerinde olmadığından davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz bozma gerekçelerinden yukarıda açıklananların çıkarılarak hükmün bunlar dışında kalan gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
              SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer karar düzeltme itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz 14.06.2007 gün ve 2007/13101 – 2007/9045 sayılı ilamının 2 nci bendinin 1, 2 ve 3 ncü paragraflarındaki gerekçelerinin çıkarılarak hükmün 4 ncü paragrafta açıklanan nedenle BOZULMASINA…” karar verilmiştir.
              Mahkemenin Üçüncü Kararı:
              14. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.04.2009 tarihli ve 2008/107 E., 2009/168 K. sayılı kararı ile; uyulan bozma kararı sonucu yapılan yargılamada, üç kişilik bilirkişi kurulundan alınan 25.12.2008 tarihli raporun dosya içeriğine, Yargıtay kararlarına uygun ve denetlenebilir olduğu, 25.06.1998 tarihli hazirun cetvelini yedi ortağın asaleten iki ortağın vekâleten imzaladığı, iptali istenilen genel kurul toplantısının yapıldığı 25.06.1998 tarihi itibariyle kooperatifin otuz üç üyesinin bulunduğu, toplantı nisabının oluşması için asgari dokuz üyenin asaleten veya vekâleten toplantıya katılmasının zorunlu olduğu, bozma kararına göre hazirun cetvelinde adı ve imzası bulunan ...’ın, ...’ün ve ...’in beyanlarının incelendiği ve bu üç üyenin toplantıya katılmadıkları hâlde katılmış gibi gösterildiği, toplantı asgari nisabının oluşmadığı anlaşıldığından 25.06.1998 tarihli genel kurulun ve bu kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla kooperatifin gerçek borcu yansıtmayan ihtarlara dayanarak davacı üyelerin ihracına karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu; davacı ...’ın genel kurul toplantısına katıldığı hâlde oylama sırasında ret oyu vererek muhalefet şerhini tutanağa yazdırmadığından dava açma hakkının bulunmadığı; davacılar ..., ..., ..., ... ve ...’na yapılan çağrılar usulsüz olduğundan dava açma haklarının bulunduğu, ancak kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak alındığı kanıtlanamadığından davalarının reddinin gerektiği, davacılar Burak Serdaroğlu ve ...’ın toplantıya katılmadıkları için dava açma hakları bulunmadığından davalarının reddinin gerektiği gerekçesiyle asıl davada daha önce verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına; birleşen 1998/765 E., 1998/761 E. ve 1998/746 E. sayılı davaların kabulü ile 25.06.1998 tarihli genel kurul kararının iptaline; birleşen 1998/893 E. sayılı davada davacı... tarafından açılan davanın reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulüne, 16.08.1998 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısı gündeminin 5. maddesinin iptaline ilişkin karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, diğer maddeler yönünden açılan davanın reddine; birleşen 1999/249 E. sayılı davanın kabulü ile 17.02.1999 tarihli yönetim kurulu kararının iptaline; birleşen 1999/333 E. sayılı davanın kabulü ile ihraç kararının iptaline; birleşen 1999/681 E., 2000/564 E. ve 2003/500 E. sayılı davaların reddine karar verilmiştir.
              Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı:
              15. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
              16. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2010 tarihli ve 2009/9463 E., 2010/540 K. sayılı kararı ile;
              “…1- Mahkemece, kısa kararda asıl dava dosyasıyla birleştirilen Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E sayılı dava dosyasıyla ilgili bir karar verilmediği halde, gerekçeli kararda birleşen 2003/500 E sayılı dava dosyasının reddine karar verilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
              T.C. Anayasası, yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. HUMK'nun 382.maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni olacağının içtihat edilmiş bulunmasına göre, mahkemece yapılacak iş; bozmadan sonra, hakimin önceki kısa karar ile bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar vermekten ibarettir.
              2- Taraf vekillerinin asıl ve birleşen diğer davalara yönelik temyiz itirazlarına gelince; Dairemizin 2007/12552 E, 2008/585 K sayılı bozma ilamında da vurgulandığı üzere davanın çözüm noktası..., ... ve ...'ın 25.06.2008 (doğrusu 25.06.1998) tarihli genel kurul toplantısına katılıp, katılmadıkları ve böylece anılan genel kurulda toplantı nisabının oluşup, oluşmadığının belirlenmesinde yatmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, adı geçenlerin hazirun cetvelinde imzalarının olması karşısında, imza incelemesi yapılmak suretiyle 25.06.2008 (doğrusu 25.06.1998) tarihli genel kurula katılıp, katılmadıklarının belirlenmesi gerekirken noksan incelemeyle ve söz konusu şahısların çelişkili ifadeleri ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
              3- Kabule göre de; mahkemece 25.06.2008 (doğrusu 25.06.1998) tarihli genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespiti karşısında, bu genel kurulca atanan yönetim kurulunun yapmış olduğu tüm iş ve işlemlerle birlikte müteakip genel kurulların da yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken kararın kendi içerisinde çelişki yaratacak şekilde 25.06.1998 tarihli genel kurulun yok hükmünde olduğunun belirlenmesine karşın, müteakip genel kurul toplantılarında alınan kararların iptali kabil olarak değerlendirilmesi de yanlış olmuştur…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
              Mahkemenin Dördüncü Kararı:
              17. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.11.2013 tarihli ve 2010/471 E., 2013/540 K. sayılı kararı ile; uyulan bozma kararı doğrultusunda, genel kurul hazirun cetvelinde imzaları bulunan..., ... ve ...'ın imza örneklerinin alınarak karşılaştırma yapılacak imzaların bulunduğu belgelerin toplandığı ve bu kişilerin dava konusu genel kurula katılıp katılmadıklarının belirlenmesi için hazirun cetvelindeki imzaların kendilerine ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesinden rapor alındığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 03.06.2013 tarihli raporunda, inceleme konusu hazirun cetvelinde..., ... ve ...'a atfen atılı imzaların bu şahısların eli ürünü olduğunun bildirildiği, davacılar vekilinin Adli Tıp Kurumu raporuna itirazlarının raporu düzenleyen kişilerin uzmanlığı dikkate alınarak ve uyulan bozma kararında açıkça bu şahısların çelişkili ifadeleri ile yetinilerek hüküm tesisisin doğru görülmediğinin belirtilmiş olmasına göre yerinde görülmediği, bu durumda dava konusu 25.06.1998 tarihli genel kurulda toplantı nisabının oluştuğu ve bu kurulun atadığı yönetim kurulunun yaptığı tüm iş ve işlemlerle birlikte müteakip genel kurulların da yok hükmünde olması koşullarının gerçekleşmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle asıl davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen 1998/765 E., 1998/761 E., 1998/746 E., 1999/681 E., 2000/564 E., 2001/506 E. ve 2003/500 E. sayılı davaların reddine, birleşen 1999/249 E. sayılı davanın kabulüne, dava konusu 17.02.1999 tarihli on yedi sayılı ihraç kararının iptaline, birleşen 1999/333 E. sayılı davada davanın kısmen kabulüne, 27.06.1999 tarihli genel kurul gündeminin 3. maddesinde alınan ihraç kararlarının iptaline, gündemin diğer maddelerindeki kararların yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak alındığının kanıtlanamadığı, 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısının geçerli olduğu ve müteakip genel kurulda alınan kararların iptali koşullarının da bulunmadığından bahisle bu talebin de reddine, birleşen 1998/893 E. sayılı davada davacı...'nin adının hazirun cetvelinde olmadığı ve aleyhine verilen bir karar bulunmadığı, bu nedenle dava açma hakkı da olmadığından davasının reddine, diğer davacılar tarafından 16.08.1998 tarihli genel kurulun 5. maddesinde alınan kararın iptaline ilişkin davada önceden verilen karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, diğer maddelerinde alınan kararlara ilişkin davanın reddine, 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların iptali talep edilen birleşen 2013/12 E. sayılı davanın da yukarıda açıklanan nedenlerle reddine karar verilmiştir.
              Özel Dairenin Dördüncü Bozma Kararı:
              18. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
              19. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 06.10.2015 tarihli ve 2014/10315 E., 2015/6313 K. sayılı kararı ile;
              “…1)Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
              2)Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekillerinin temyiz itirazlarına gelince; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2010 tarih ve 2009/9463 E., 2010/540 K. sayılı ilamı ile, davanın çözüm noktasının 25.06.1998 tarihli genel kurul toplantısının hazirun cetvelinde isimleri bulunan kooperatif ortakları, ..., Zekeriye Deniz ve ...'a atfen atılmış imzaların bu kişilere ait olup olmadığı, imzaların bu kişilere ait olmaması halinde toplantı nisabının sağlanıp sağlanmadığının saptanacağı belirtilmiş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sırasında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporuna göre, imzaların anılan ortaklara ait olduğu gerekçesiyle genel kurul kararlarının iptaline ilişkin davalar reddedilmiştir.
              Adli Tıp kurumu raporu incelendiğinde, raporun adli fen ve adli tıp uzmanlarından oluşan heyetçe düzenlendiği, incelemeye esas belgelerin birçoğunun ise fotokopi olduğu anlaşılmış, inceleme sonucunda hazirun cetvelindeki imzaların anılan ortaklara ait olduğu belirtilmiştir. Düzenlenen bu rapora asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri itiraz etmişlerdir.
              Mahkemece Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.01.2010 tarih ve 2009/9463 E., 2010/540 K. sayılı bozma ilamına uyulduğuna göre, yapılması gereken iş; hazirun cetvelinde isimleri olan..., Zekeriye Deniz ve ...'ın mukayeseye esas olabilecek imzalarının (genel kurul toplantısı tarihi olan 25.06.1998 tarihine en yakın tarihli olanlarının temini de amaçlanarak), il ve ilçe seçim kurulları, bankalar ve diğer resmi kurumlardan temin edilmesi, dosyada bulunan bu kişilerin attığı imzalar ile birlikte Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması, bu rapora da itiraz edilmesi halinde imza incelemesi konusunda (grafoloji ve belge sahteciliği) uzman olan, aynı zamanda Güzel Sanatlar Fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan kişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre bir karar vermektir.
              Açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
              Direnme Kararı:
              20. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.01.2018 tarihli ve 2017/295 E., 2018/73 K. sayılı kararı ile; toplanan deliller, imza incelemesine esas olarak dosyaya sunulan belgeler, uyulmasına karar verilen bozma kararı doğrultusunda yapılan imza incelemesi ve Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi adli belge inceleme şubesinden alınan 03.06.2013 tarihli rapor ve tüm dosya içeriğine göre, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 03.06.2013 tarihli raporunun bilimsel ve teknik verilere uygun olduğu, dosya kapsamı ve imza incelemesine esas belgeler üzerinde gerekli inceleme yapılarak kanaat bildirildiği, dava tarihi ve aradan geçen süre nazara alındığında yeniden belge temini ve imza incelemesi yapılmasının sonuca etkili olamayacağı, dosyaya sunulan imza incelemesine ilişkin en son Adli Tıp Fizik İhtisas Dairesi raporunun hükme dayanak alınmasında herhangi bir eksiklik ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.
              Direnme Kararının Temyizi:
              21. Direnme kararı süresi içinde asıl davanın davacıları ..., ... ve ... mirasçıları vekili, birleşen 1998/765 E., 1998/746 E., 1999/249 E., 1998/893 E., 1999/681 E., 2000/564 E., 1999/333 E. ve 2001/506 E. sayılı davalarda davacılar ..., ..., ..., Kenan Vardi, ...(Çalık), ... ve ... vekili, birleşen 2013/12 E. sayılı davada davacılar ... ve ... vekili Av. ..., birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E. sayılı davada davacı asıl ... ve vekili ile asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekili tarafından temyiz edilmiştir.

              II. UYUŞMAZLIK
              22. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kooperatif genel kurul kararlarının ve ihraç kararlarının iptali istemiyle açılan asıl ve birleşen davalarda, mahkemece bozmaya uyularak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi adli belge inceleme şubesinden alınan 03.06.2013 tarihli raporun hükme dayanak alınmasında herhangi bir eksiklik ve yasaya aykırılık bulunup bulunmadığı; imza incelemesi konusunda Adli Tıp Kurumundan yeniden rapor alınmasının ve bu rapora itiraz edilmesi hâlinde imza incelemesiyle ilgili grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan, aynı zamanda Güzel Sanatlar Fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan kişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

              III. GEREKÇE
              A) Asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
              23. Bilindiği üzere hukukî yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Mahkemenin bozmaya uyularak verilen dördüncü kararının taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekilinin bütün temyiz itirazları reddedilmiştir. Bu durumda direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmadığından, asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
              B) Asıl davanın davacıları ..., ... ve ... mirasçıları vekili, birleşen 1998/765 E., 1998/746 E., 1999/249 E., 1998/893 E., 1999/681 E., 2000/564 E., 1999/333 E. ve 2001/506 E. sayılı davaların davacıları ..., ..., ..., Kenan Vardi, ...(Çalık), ... ve ... vekili, birleşen 2013/12 E. sayılı davada davacılar ... ve ... vekili Av. ..., birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E. sayılı davada davacı asıl ... ve vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
              24. Kooperatif, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun (KK) 1. maddesinde; “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” şeklinde tanımlanmıştır.
              25. Gerçek ve tüzel kişiler, ekonomik menfaatlerini ve ihtiyaçlarını sağlayıp korumak amacıyla kooperatiflere ortak olurlar. Bu amacın gerçekleştirilmesi doğrultusunda ortaklara katılma hakları, koruyucu haklar, mali haklar ve belli sayıda ortağın kullanabileceği haklar şeklinde birtakım haklar tanınmış, yükümlülük ve sorumluluklar getirilmiştir. Her ortağın genel kurula katılma hakkı vardır. Zira Kooperatifler Kanunu’nun 42. maddesinde genel kurulun bütün ortakları temsil eden en yetkili organ olduğu, eş söyleyişle kooperatifin irade ve karar organı olduğu belirtilmiştir. KK’nın   44. maddesine göre dört ortaktan az olmamak kaydıyla ortak sayısının en az onda birinin isteği üzerine genel kurul toplantıya çağrılır. Ortakların tümünü ilgilendiren konularda alınan genel kurul kararları, tebliğe ihtiyaç göstermeden genel kurula katılan ve katılmayan tüm ortakları bağlar. Genel kurul tarafından alınan birtakım kararların ortağın hak ve menfaatlerini ihlâl etmesi hâlinde ortağa kendini savunması ve koruması için iptal davası açma hakkı tanınmıştır. İptal davası açma hakkı ortaklara tanınan koruyucu haklardan biri olup, hukuka aykırı genel kurul kararının geçersiz olduğunun hükme bağlanmasına yönelik yenilik doğurucu bir eda davasıdır.
              26. Kooperatifler Kanunu’nun (KK) 53. maddesinde;
              “…Aşağıda yazılı kimseler kanuna, ana sözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiası ile Genel Kurul kararları aleyhine, toplantıyı kovalıyan günden başlamak üzere bir ay içinde, kooperatif merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurabilirler.
              1. Toplantıda hazır bulunup da kararlara aykırı kalarak keyfiyeti tutanağa geçirten veya oyunu kullanmasına haksız olarak müsaade edilmiyen yahut toplantıya çağrının usulü dairesinde yapılmadığını veyahut gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini yahut da Genel Kurul toplantısına katılmaya yetkili olmıyan kimselerin karara katılmış bulunduklarını iddia eden pay sahipleri;
              2. Yönetim Kurulu;
              3. Kararların yerine getirilmesi Yönetim Kurulu üyeleri ile denetçilerin şahsi sorumluluklarını mucip olduğu takdirde bunların her biri;
              Bozma davasının açıldığı ve duruşmanın yapılacağı gün, Yönetim Kurulu tarafından usulen ilan olunur.
              Birinci fıkrada yazılı bir aylık hak düşüren sürenin sona ermesinden önce duruşmaya başlanılamaz. Birden fazla bozma davası açıldığı takdirde, davalar birleştirilerek görülür.
              Mahkeme, kooperatifin isteği üzerine muhtemel zararlarına karşı davacıların teminat göstermesine karar verebilir. Teminatın mahiyet ve miktarını belirtmek mahkemeye aittir.
              Bir kararın bozulması bütün ortaklar için hüküm ifade eder.” şeklindeki düzenleme ile ortakların (pay sahiplerinin) var olan bir genel kurul kararının kanuna, ana sözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiasıyla mahkeme nezdinde iptal davası açabileceği belirtilmiştir. İptal davası açmaya hakkı bulunan kimseler toplantıyı kovalayan, başka bir ifadeyle toplantı gününü takip eden, izleyen günden başlamak üzere bir aylık hak düşürücü süre içinde dava açabileceklerdir.
              27. Maddedeki bir aylık dava açma süresinin tek istisnası kooperatif üyeliğinden ihraç kararlarına karşı açılacak davalardır ve süre bu hâlde üç ay olup, üç aylık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi, toplantı gününden itibaren değil, kararın ortağa tebliğinden itibarendir.
              28. Nitekim Kooperatifler Kanunu’nun “Ortaklıktan Çıkarılma Esasları ve İtiraz” başlıklı 16. maddesi;
              “Kooperatif ortaklığından çıkarılmayı gerektiren sebepler anasözleşmede açıkça gösterilir. Ortaklar anasözleşmede açıkça gösterilmeyen sebeplerle ortaklıktan çıkarılamazlar.
              Ortaklıktan çıkarılmaya yönetim kurulunun teklifi ile genel kurulca karar verilir. Anasözleşme, çıkarılanın genel kurula başvurma hakkı saklı kalmak üzere, bu hususta yönetim kurulunu da yetkili kılabilir.
              Çıkarılma kararı gerekçeli olarak tutanağa geçirileceği gibi, ortaklar defterine de yazılır. Kararın onaylı örneği, çıkarılan ortağa tebliğ edilmek üzere, on gün içinde notere tevdi edilir. Bu ortak tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde itiraz davası açabilir. Tebliğ edilen karar, yönetim kurulunca verilmiş ise ortak, üç aylık süre içinde genel kurula da itiraz edebilir. Bu itiraz, ilk toplanacak genel kurula sunulmak üzere, yönetim kuruluna noter aracılığı ile tebliğ ettirilecek bir yazı ile yapılır. Genel kurula itiraz edildiği takdirde, yönetim kurulunun çıkarma kararı aleyhine itiraz davası açılamaz. İtiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkı saklıdır.
              Üç aylık süre içinde, genel kurula veya mahkemeye başvurmak suretiyle itiraz edilmiyen çıkarılma kararları kesinleşir.
              (Ek fıkra: 06/10/1988-3476/4 md.) Haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamaz. Bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam eder.” hükmünü amirdir. Bu hüküm göstermektedir ki, kanunda ve ana sözleşmede açıkça gösterilmeyen sebeplerle ortağın, ortaklıktan çıkarılması mümkün değildir. Ana sözleşmede belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmediği ileri sürülerek ihraç edilen ortağın ise kooperatif üyeliğinden ihraç kararının usulünce kendisine tebliğinden itibaren üç aylık süre içinde itiraz davası açma hakkı vardır.
              29. Diğer yandan uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi incelemesi ve raporu ile yazı ve imza inkârı ile ilgili düzenlemelere de değinmek gereklidir.
              30. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;
              “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
              31. Aynı Kanun’un 281. maddesinde;
              “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.
              (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
              (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
              32. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 208. maddesine göre taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde mahkemeye sunulan bu belge, sahtelik iddiasında bulunmayan aleyhine delil olarak kullanılır. Yazı veya imza inkârının sonucuna ilişkin HMK’nın 209. maddesindeki hüküm uyarınca adî senetteki yazı veya imza inkâr edilirse, bu konuda bir karar verilinceye kadar o senet herhangi bir işleme esas alınamaz ve delil olarak kullanılamaz; resmî senetlerdeki yazı veya imzanın inkârı hâlinde de senetteki yazı veya imzanın sahteliği ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
              33. Sahtelik iddiası hâlinde HMK’nın 211. maddesinde;
              “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
              a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
              b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” şeklinde sahtelik incelemesinin nasıl yapılacağı belirtilmiştir.
              34. Şu hâlde HMK’nın 211. maddesi uyarınca sahtecilik hususunda sıhhatli bir sonuç alınabilmesi ve kesin bir kanaat oluşması için, inkâr edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edildikten sonra sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan ilgili tarafın tatbike medar (uygulamaya elverişli) imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.
              35. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. sayılı kararı ile 06.06.2001 tarihli ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi sebeple farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
              36. Tüm bu açıklamalar ışığında kanunda belirtilen yasal süresi içinde kooperatif genel kurul kararlarının ve üyelikten ihraç kararlarının iptali istemiyle görevli ve yetkili mahkemede açılan asıl ve birleşen davaların konusu olan uyuşmazlık incelendiğinde; mahkemece Özel Dairenin 19.01.2010 tarihli, 2009/9463 E., 2010/540 K. sayılı üçüncü bozma kararına uyulduktan sonra..., ... ve ...’ın 25.06.1998 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına katılıp katılmadıklarının ve genel kurulda toplantı nisabının oluşup oluşmadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinden alınan 03.06.2013 tarihli raporda, inceleme konusu 25.06.1998 tarihli genel kurul hazirun cetvelinde..., ... ve ...’a atfen atılı imzaların bu şahısların eli ürünü olduğu bildirilmiştir.
              37. Mahkemece anılan rapor doğrultusunda asıl davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar kesinleştiğinden karar verilmesine yer olmadığına, bir kısım birleşen davaların kabulüne ve kısmen kabulüne, bir kısmının ise reddine dair verilen kararın Özel Dairenin 06.10.2015 tarihli, 2014/10315 E, 2015/6313 K. sayılı kararı ile bozulması üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinden alınan 03.06.2013 tarihli raporun hükme esas alınmasında herhangi bir eksiklik ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Ne var ki hükme esas alınan raporu düzenleyen adli fen ve adli tıp uzmanları imza incelemesi konusunda yeterli uzmanlığa sahip olmadığı gibi, inceleme konusu mukayese belgelerin büyük çoğunluğu fotokopi olup, fotokopi belgeler üzerinde imza incelemesi yapılması mümkün olmadığı hâlde raporu hazırlayan bilirkişilerce fotokopi olan belgelerde yapılan incelemenin hangi teknik yöntemler kullanılarak nasıl yapıldığı da dayanaklarıyla birlikte tam olarak ve tereddüde mahal vermeyecek biçimde belirlenip denetime elverişli şekilde ortaya konulmamıştır. Ayrıca asıl ve birleşen davalarda davacı olan kooperatif üyelerinin vekilleri tarafından rapora karşı sunulan itirazları da karşılanarak değerlendirilmemiştir. O hâlde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinden alınan 03.06.2013 tarihli raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğundan söz edilemez.
              38. Bu durumda mahkemece; taraflar arasında oluşan ihtilâfın çözüm noktası olan 25.06.1998 tarihli genel kurul hazirun cetvelinde isimleri bulunan..., ... ve ...'ın olağanüstü genel kurulun toplantı tarihi 25.06.1998 tarihine en yakın tarihli olanlarının temini de amaçlanarak mukayeseye esas olabilecek imzalarının il ve ilçe seçim kurulları, bankalar ve diğer resmî kurumlardan temin edilmesi, temin edildiği takdirde celp edilen tüm belgelerin dosyada bulunan bu kişilerin attığı imzalarla (istiktap tutanakları) birlikte, şayet karşılaştırmaya esas olabilecek belgeler temin edilemez ise dosya muhteviyatındaki tüm bilgi ve belgelerin mevcut hâliyle T.C. İçişleri Bakanlığı
              Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığı veya Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığına gönderilerek grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan yeni bir bilirkişi heyetinden yeterli teknik donanıma sahip laboratuvar ortamında, optik aletler ve gerekli teknik cihazlar kullanılarak, inceleme konusu hazirun cetveli ile mukayeseye esas belgelerdeki imzaların tersim biçimi, seyir, işlerlik derecesi, istif, eğim, hız, doğrultu ve kalem baskı derecesi gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırıldığı denetime elverişli rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz rapora dayanarak önceki kararda direnilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
              39. Hâl böyle olunca; direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

              IV. SONUÇ:
              Açıklanan nedenlerle;
              1) Asıl ve birleşen davalarda davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazlarının HUKUKÎ YARAR YOKLUĞUNDAN REDDİNE (III-A),
              2) Asıl davanın davacıları ..., ... ve ... mirasçıları vekili, birleşen 1998/765 E., 1998/746 E., 1999/249 E., 1998/893 E., 1999/681 E., 2000/564 E., 1999/333 E. ve 2001/506 E. sayılı davaların davacıları ..., ..., ..., Kenan Vardi, ... (Çalık), ... ve ... vekili, birleşen 2013/12 E. sayılı davanın davacıları ... ve ... vekili Av. ..., birleşen Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/500 E. sayılı davada davacı asıl ... ve vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III-B),
              İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
              Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.09.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

              11. Ceza Dairesi         2021/10169 E.  ,  2021/14070 K.

                  "İçtihat Metni"

                  İNCELENEN KARARIN;
                  MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
                  SUÇLAR : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

                  Sanığın, katılanın oğlu ...'den tahsil amacıyla ön yüzü dolu, arka yüzü boş halde aldığı suça konu bononun arkasına katılanın ismini yazıp onun adına imzaladıktan sonra kendi ismini yazıp imzalayarak katılan aleyhine bonoyu takibe koyduğu iddia olunan olayda; ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 28.12.2004 tarih ve 2004/173-228 sayılı kararında açıklandığı üzere; yüklenen dolandırıcılık suçunun kamu kurumu olan İcra Dairesinin vasıta kılınmak suretiyle işlendiğinin iddia olunması karşısında,
                  sanığın eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nin 158/1-d ve 204/1 maddelerinde düzenlenen suçları oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,
                  Yasaya aykırı, sanık müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın gözetilmesine, 29.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

                  T.C.
                  Yargıtay
                  11. Ceza Dairesi

                   

                  Esas No:2017/404
                  Karar No:2017/1337
                  K. Tarihi:23.2.2017


                   

                  Özet:

                  Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1. maddesi gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/04/2012 tarihli ve 2010/209 esas, 2012/139 sayılı kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesini müteakip, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 21/04/2016 tarihli ve 2010/209 esas, 2012/139 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2016 tarihli ve 2016/352 değişik iş sayılı kararının “sanığın daha önceden borçlu olduğu müşteki ...a borcu karşılığında vermiş olduğu 25.000,00 Türk Lirası bedelli 22/12/2008 keşide tarihli çekte keşideci olarak görünen ...'ın imza inkarında bulunması üzerine, çekin ... tarafından keşide edilmediği ve sahte olarak düzenlendiğinin anlaşıldığı, sanığın savunmalarında suça konu çeki adını... olarak bildiği kişiden aldığını, ...'ın çeki ciro etmeden kendisine verdiğini, kendisinden önce çekin arkasında imzası bulunan ... isimli kişiyi tanımadığını beyan ettiği, yargılama safahatında sanığın adını ... olarak bildiği kişinin ... olduğu tespit edilerek bu kişi hakkındaki soruşturma dosyasında yer alan ifadesi dosyaya celp edildiği, ...ın bir kısım ifadelerinde sanığı doğrulayarak çeki sanığa kendisinin verdiğini, kendisinin de çeki ... isimli kişiden alarak sanığa verdiğini, ancak ... isimli kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini beyan ettiği,...k hakkında başka bir sahte çeke ilişkin yargılamanın Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/313 esas sayılı dosyasında görüldüğü, bu yargılama esnasında...k'ın önceki beyanlarından vazgeçerek çeki sanık ...'a kendisinin vermediğini beyan ettiği, çek üzerinde soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemesinde hesap sahibi ve keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olduğuna dair 23/03/2010 tarihli bilirkişi raporu düzenlendiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da sanığın ve...k'ın beyanlarına itibar edilmeyerek, başkaca bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmadan soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, daha sonra sanık müdafiileri tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67/6. maddesi uyarınca çek üzerinde uzman incelemesi yaptırılarak 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporları ibraz ettikleri, bu raporlardan 15/01/2016 tarihli raporda çek üzerinde sanığın cirosundan önce cirosu bulunan ... yazısının...k'ın eli ürünü olduğu kanaatine yer verildiği, 13/04/2016 tarihli raporda ise keşideci ... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olmadığı kanaatine yer verildiği cihetle, her ne kadar mahkemesince sanık müdafiileri tarafından ileri sürülen yeni delillere itibar edilmeyerek ve sehven kararın Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek yargılamanın yenilenmesi talebi reddedilmiş ise de, kararın ve sanık müdafiileri tarafından ileri sürülen yeni delillerin daha önce mahkeme ve Yargıtay tarafından incelenmediği gibi, yargılama safahatında alınan tek bilirkişi raporu ile sanık müdafiileri tarafından ibraz edilen rapor arasında çelişki ortaya çıkmış olması karşısında, yargılama aşamasında mahkeme huzurunda...k isimli kişinin ifadesine de başvurulmadığı dikkate alınıp, bu kişinin beyanlarına başvurularak ortaya çıkacak deliller ve sanık müdafiileri tarafından ibraz edilen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında değerlendirmesi sonucunda ortaya çıkacak durumun sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca bozulması istenilmiş olmakla,...

                  Bu açıklamalara göre; sanığın müşteki ...'a borcu karşılığında vermiş olduğu 25.000,00 Türk Lirası bedelli 22/12/2008 keşide tarihli çekte keşideci olarak görünen...'ın imza inkarında bulunması üzerine, çekin... tarafından keşide edilmediği ve sahte olarak düzenlendiğinin iddia olunduğu somut olayda; sanığın suça konu çeki adını... olarak bildiği kişiden aldığını,...'ın çeki ciro etmeden kendisine verdiğini, kendisinden önce çekin arkasında imzası bulunan ... isimli kişiyi tanımadığını savunması, sanığın adını... olarak bildiği kişinin...k olduğu ve...k'ın bir kısım ifadelerinde sanığı doğrulayarak çeki sanığa kendisinin verdiğini, kendisinin de çeki ... isimli kişiden alarak sanığa verdiğini, ancak ... isimli kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini beyan etmesi, sanığın benzer bir olay nedeniyle yargılandığı Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/313 Esas sayılı dosyasında suça konu çeki...'dan aldığını savunması, yine Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2009/23302 soruşturma numaralı dosyasında...k isimli kişinin suça konu çekleri ...'ten alıp ...'a verdiğini beyan etmesi ile suça konu çek üzerinde soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemesinde hesap sahibi ve keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olduğuna dair 23/03/2010 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmesi, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da sanığın ve...k'ın beyanlarına itibar edilmeyerek, başkaca bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmadan soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, kararın kesinleşmesi sonrasında sanık müdafiileri tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67/6. maddesi uyarınca çek üzerinde uzman incelemesi yaptırılarak 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporları ibraz etmeleri, bu raporlardan 15/01/2016 tarihli raporda çek üzerinde sanığın cirosundan önce cirosu bulunan ... yazısının...k'ın eli ürünü olduğu kanaatine yer verilmesi, 13/04/2016 tarihli raporda ise keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olmadığı kanaatine yer verilmesi karşısında; bir suç işleme kararının icrası kapsamında, iki farklı gerçek kişiye ait olan çeklerin sahteciliği halinde eylemin 5237 sayılı Yasanın 43/2. madde kapsamında; farklı zamanlarda verildiğinin ya da kullanıldığının tespiti halinde ise TCK'nun 43/1. maddesindeki zincirleme suçun oluşacağı cihetle; Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/313 esas sayılı dosyası ile akıbeti araştırılarak ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2009/23302 soruşturma numaralı dosyasının getirtilerek kamu davası açılmış ise birleştirilmesi, suça konu çek üzerinde soruşturma aşamasında alına rapor ile sanık müdafiilerinin sunduğu 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporlar da dikkate alınarak Adli Tıp Kurumundan nihai rapor alınmasından sonra sonucuna göre hukuki durumun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,...

                   


                  Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 01.11.2016 gün ve 2016-8382 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay C**** *** düzenlenen 18.11.2016 gün ve 2016/387256 KYB sayılı ihbarnamesi ile;
                  Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1. maddesi gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/04/2012 tarihli ve 2010/209 esas, 2012/139 sayılı kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesini müteakip, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 21/04/2016 tarihli ve 2010/209 esas, 2012/139 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Mersin 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2016 tarihli ve 2016/352 değişik iş sayılı kararının “sanığın daha önceden borçlu olduğu müşteki ...a borcu karşılığında vermiş olduğu 25.000,00 Türk Lirası bedelli 22/12/2008 keşide tarihli çekte keşideci olarak görünen ...'ın imza inkarında bulunması üzerine, çekin ... tarafından keşide edilmediği ve sahte olarak düzenlendiğinin anlaşıldığı, sanığın savunmalarında suça konu çeki adını... olarak bildiği kişiden aldığını, ...'ın çeki ciro etmeden kendisine verdiğini, kendisinden önce çekin arkasında imzası bulunan ... isimli kişiyi tanımadığını beyan ettiği, yargılama safahatında sanığın adını ... olarak bildiği kişinin ... olduğu tespit edilerek bu kişi hakkındaki soruşturma dosyasında yer alan ifadesi dosyaya celp edildiği, ...ın bir kısım ifadelerinde sanığı doğrulayarak çeki sanığa kendisinin verdiğini, kendisinin de çeki ... isimli kişiden alarak sanığa verdiğini, ancak ... isimli kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini beyan ettiği,...k hakkında başka bir sahte çeke ilişkin yargılamanın Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/313 esas sayılı dosyasında görüldüğü, bu yargılama esnasında...k'ın önceki beyanlarından vazgeçerek çeki sanık ...'a kendisinin vermediğini beyan ettiği, çek üzerinde soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemesinde hesap sahibi ve keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olduğuna dair 23/03/2010 tarihli bilirkişi raporu düzenlendiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da sanığın ve...k'ın beyanlarına itibar edilmeyerek, başkaca bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmadan soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, daha sonra sanık müdafiileri tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67/6. maddesi uyarınca çek üzerinde uzman incelemesi yaptırılarak 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporları ibraz ettikleri, bu raporlardan 15/01/2016 tarihli raporda çek üzerinde sanığın cirosundan önce cirosu bulunan ... yazısının...k'ın eli ürünü olduğu kanaatine yer verildiği, 13/04/2016 tarihli raporda ise keşideci ... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olmadığı kanaatine yer verildiği cihetle, her ne kadar mahkemesince sanık müdafiileri tarafından ileri sürülen yeni delillere itibar edilmeyerek ve sehven kararın Yargıtay tarafından onandığı belirtilerek yargılamanın yenilenmesi talebi reddedilmiş ise de, kararın ve sanık müdafiileri tarafından ileri sürülen yeni delillerin daha önce mahkeme ve Yargıtay tarafından incelenmediği gibi, yargılama safahatında alınan tek bilirkişi raporu ile sanık müdafiileri tarafından ibraz edilen rapor arasında çelişki ortaya çıkmış olması karşısında, yargılama aşamasında mahkeme huzurunda...k isimli kişinin ifadesine de başvurulmadığı dikkate alınıp, bu kişinin beyanlarına başvurularak ortaya çıkacak deliller ve sanık müdafiileri tarafından ibraz edilen delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. maddesi kapsamında değerlendirmesi sonucunda ortaya çıkacak durumun sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca bozulması istenilmiş olmakla,
                  İncelenen dosya kapsamına göre Mersin C**** *** 09/04/2010 gün ve 2010/5491 Esas sayılı iddianamesi ile sanık ... hakkında Nitelikli Dolandırıcılık ve Resmi Belgede Sahtecilik suçlarından cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasında; Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/04/2012 gün ve 2010/209 Esas, 2012/139 Karar sayılı ilamı ile sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan beraatine, resmi belgede sahtecilik suçundan eylemine uyan TCK'nun 204/1, 53 maddeleri uyarınca 3 Yıl Hapis Cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, mahkumiyet hükmünün sanık ... tarafından temyiz edildiği ve Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22/01/2014 gün ve 2013/19861 Esas, 2014/1233 Karar sayılı ilamı ile “26.04.2012 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilen hükmü, yasal süresinden sonra 11.05.2012 tarihinde temyiz ettiği anlaşılan sanığın temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi uyarınca istem gibi reddine, karar verildiği; Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sözü edilen hükmüne karşı KYB yoluna gidilmesi üzerine, Dairemiz tarafından 28/12/2016 gün ve 2016/12365 Esas, 2016/8916 Karar sayı ile; “...İncelenen dosya içeriğine göre, yokluğunda verilen gerekçeli kararın sanığa Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre 26.04.2012 tarihinde adresin kapalı olması nedeniyle geçici olarak adreste bulunmadığının komşusu 36. nolu dükkanın imzasız beyanından anlaşılmasıyla... muhtara tebliğ edildiği, buna göre yasal süresi geçtiğinden bahisle temyiz isteğinin reddine dair Dairemizin 22.01.2014 tarih, 2013/19861-2014/1233 sayılı kararının dayanağı olan 26.04.2012 tarihli tebligatın (Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre beyanına başvurulacak komşunun gerçek kişi olması gerektiği için) sanık açısından temyiz süresini başlatmayacağı, dolayısıyla sanığa kalemde yapılan 11.05.2012 tarihli tebligata göre 14.05.2012 tarihli temyiz isteminin süresinde kabul edilmesi gerektiği cihetle, Dairemizden sehven verilen 22.01.2014 tarih, 2013/19861-2014/1233 sayılı temyiz talebinin reddine ilişkin karara karşı CMK'nın 308. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna başvurulup başvurulmayacağınm takdiri için dosyanın Yargıtay C**** *** tevdiine; hükümlü ...'ın ileride telafisi imkansız zararlara maruz kalmaması bakımından 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Mersin 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2012 tarih, 2010/209 Esas 2012/139 Karar sayılı kararının infazın durdurulmasına karar verilmiştir.
                  Dairemizin belirtilen kararı üzerine Yargıtay C**** *** 19.01.2017 tarihli itirazname ile “...somut olayda ise 36 nolu dükkanın imzasız beyanından anlaşıldığı şerhinin düşüldüğü, dolayısıyla 26/04/2012 tarihinde yapılan tebligatın usulsüz olduğu, 11/05/2012 tarihli tebligata göre aynı gün sanığın yaptığı temyiz isteminin süresinde olduğu ve temyiz istemini reddeden Yüksek Daire kararının yerinde olmadığı kanaatiyle itiraz ettiği ve dosyanın Dairemize geri gönderildiği anlaşılmıştır.
                  Dosya incelendi gereği düşünüldü;
                  İncelenen dosya içeriğine göre; yokluğunda verilen gerekçeli kararın sanığa Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre 26.04.2012 tarihinde adresin kapalı olması nedeniyle geçici olarak adreste bulunmadığının komşusu 36. nolu dükkanın imzasız beyanından anlaşılmasıyla... muhtara tebliğ edildiği, buna göre yasal süresi geçtiğinden bahisle temyiz isteğinin reddine dair Dairemizin 22.01.2014 tarih, 2013/19861-2014/1233 sayılı kararının dayanağı olan 26.04.2012 tarihli tebligatın (Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre beyanına başvurulacak komşunun gerçek kişi olması gerektiği için) sanık açısından temyiz süresini başlatmayacağı, sanığa kalemde yapılan 11.05.2012 tarihli tebligata göre 14.05.2012 tarihli temyiz isteminin süresinde kabul edilmesi gerektiği anlaşılmakla;
                  1-Adana 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.09.2014 gün ve 2014/306 esas, 2014/543 karar sayılı hükmü henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki bozma isteminin CMK'nun 309. maddesi uyarınca REDDİNE,
                  2-Yargıtay C**** *** itirazı yerinde olduğundan kabulü ile Dairemizin 22.01.2014 tarih, 2013/19861 E, 2014/1233 K sayılı ilamının KALDIRILMASINA karar verilerek yapılan incelemede;
                  Belgede sahtecilik suçlarında suçun konusu belge olup korunan hukuki yarar kamu güvenidir ve suçun geniş anlamda mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Nitekim belgede sahtecilik suçlarına ilişkin TCK'nun 204-212. maddeleri Kanunun Kamu Güvenine Karşı Suçlar bölümünde yer almaktadır. Bununla birlikte belgede sahtecilik suçunun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkündür. Belgede sahtecilik suçunun işlenmesi nedeniyle farklı kişilerin çıkarlarının zedelenmiş olması suçun bu öncelikli niteliğini değiştirmeyeceği gibi zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına da engel değildir.
                  Bu açıklamalara göre; sanığın müşteki ...'a borcu karşılığında vermiş olduğu 25.000,00 Türk Lirası bedelli 22/12/2008 keşide tarihli çekte keşideci olarak görünen...'ın imza inkarında bulunması üzerine, çekin... tarafından keşide edilmediği ve sahte olarak düzenlendiğinin iddia olunduğu somut olayda; sanığın suça konu çeki adını... olarak bildiği kişiden aldığını,...'ın çeki ciro etmeden kendisine verdiğini, kendisinden önce çekin arkasında imzası bulunan ... isimli kişiyi tanımadığını savunması, sanığın adını... olarak bildiği kişinin...k olduğu ve...k'ın bir kısım ifadelerinde sanığı doğrulayarak çeki sanığa kendisinin verdiğini, kendisinin de çeki ... isimli kişiden alarak sanığa verdiğini, ancak ... isimli kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini bilmediğini beyan etmesi, sanığın benzer bir olay nedeniyle yargılandığı Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/313 Esas sayılı dosyasında suça konu çeki...'dan aldığını savunması, yine Mersin C**** *** 2009/23302 soruşturma numaralı dosyasında...k isimli kişinin suça konu çekleri ...'ten alıp ...'a verdiğini beyan etmesi ile suça konu çek üzerinde soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemesinde hesap sahibi ve keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olduğuna dair 23/03/2010 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmesi, mahkemece yapılan yargılama sonucunda da sanığın ve...k'ın beyanlarına itibar edilmeyerek, başkaca bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmadan soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilmesi, kararın kesinleşmesi sonrasında sanık müdafiileri tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67/6. maddesi uyarınca çek üzerinde uzman incelemesi yaptırılarak 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporları ibraz etmeleri, bu raporlardan 15/01/2016 tarihli raporda çek üzerinde sanığın cirosundan önce cirosu bulunan ... yazısının...k'ın eli ürünü olduğu kanaatine yer verilmesi, 13/04/2016 tarihli raporda ise keşideci... adına atılmış imzanın sanık ... eli ürünü olmadığı kanaatine yer verilmesi karşısında; bir suç işleme kararının icrası kapsamında, iki farklı gerçek kişiye ait olan çeklerin sahteciliği halinde eylemin 5237 sayılı Yasanın 43/2. madde kapsamında; farklı zamanlarda verildiğinin ya da kullanıldığının tespiti halinde ise TCK'nun 43/1. maddesindeki zincirleme suçun oluşacağı cihetle; Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/313 esas sayılı dosyası ile akıbeti araştırılarak ve Mersin C**** *** 2009/23302 soruşturma numaralı dosyasının getirtilerek kamu davası açılmış ise birleştirilmesi, suça konu çek üzerinde soruşturma aşamasında alına rapor ile sanık müdafiilerinin sunduğu 15/01/2016 tarihli ve 13/04/2016 tarihli raporlar da dikkate alınarak A**** *** Kurumundan nihai rapor alınmasından sonra sonucuna göre hukuki durumun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
                  Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay C**** *** TEVDİİNE, 23.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                   

                  T.C.

                  YARGITAY

                  12. HUKUK DAİRESİ

                  E. 2016/1048

                  K. 2016/13844

                  T. 11.5.2016

                  * KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS TAKİPTE İMZAYA İTİRAZ (Raporun Adli Tıp Kurumundan Alınmış ve Heyetçe Düzenlenmiş Olmasının Ona Üstünlük Sağlamayacağı/Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin İmza İncelemesinde Son Merci Olarak Kabulü Hususunda Yasal Bir Düzenleme Bulunmadığı - Alacaklı Tarafından Yeni Bir Bilirkişi İncelemesi Yapılması Talep Edildiğine Göre Mahkemece İspat Yükünün Alacaklıda Olduğu Kuralı Nazara Alınarak Yeniden Uzman Bilirkişilerden Oluşturulacak Kuruldan Yasal İlkelere Uygun Olarak Rapor Alınarak Sonuca Gidilmesi Gerektiği)

                  * ADLİ TIP KURUMU RAPORU (Kambiyo Senetlerine Mahsus Takibe İtiraz - Raporun Adli Tıp Kurumundan Alınmış ve Heyetçe Düzenlenmiş Olmasının Ona Üstünlük Sağlamayacağı/Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin İmza İncelemesinde Son Merci Olarak Kabulü Hususunda Yasal Bir Düzenleme Bulunmadığı)

                  * İMZA İNCELEMESİ (Adli Tıp Kurumundan Alınmış ve Heyetçe Düzenlenmiş Rapora Alacaklının Hüküm Kurmaya Elverişli Olmadığı ve Yeniden Bilirkişi Raporu Alınması Gerektiğini İleri Sürerek İtiraz Ettiği - Yeniden Uzman Bilirkişilerden Oluşturulacak Kuruldan Yasal İlkelere Uygun Olarak Rapor Alınması Gerektiği/Kambiyo Senetlerine Mahsus Takibe İtiraz)

                  * BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ (Raporun Adli Tıp Kurumundan Alınmış ve Heyetçe Düzenlenmiş Olması Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına Göre Ona Üstünlük Sağlamayacağından Bu Rapora İtibar Edilerek Sonuca Gidilemeyeceği - Kambiyo Senetlerine Mahsus Takibe İtiraz)

                  * İSPAT YÜKÜ (Kambiyo Senetlerine Mahsus Takibe İtiraz - Alacaklı Tarafından Yeni Bir Bilirkişi İncelemesi Yapılması Talep Edildiği/Mahkemece İspat Yükünün Alacaklıda Olduğu Kuralı Nazara Alınarak Yeniden Uzman Bilirkişilerden Oluşturulacak Kuruldan Rapor Alınması Gerektiği)

                  * HÜKMÜN İÇERİĞİ (Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarihin Yer Alması Zorunlu Olup Kanunun Bu Emredici Hükmüne Aykırı Davranılmasının Doğru Bulunmadığı - Kambiyo Senetlerine Mahsus Takibe İtiraz)

                  2004/m.68/a,170

                  6100/m.297/1,309,310,311,312

                  ÖZET : Dava, kambiyo senetlerine mahsus takibe itiraza ilişkindir. Mahkemece imza incelemesi konusunda dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği adı geçen kurum tarafından düzenlenen raporda, mukayese belgelerin çoğunun fotokopi olduğu ve keşideci açısından ilgi ve irtibatın tespit edilemediğinin bildirildiği, bu rapora alacaklının hüküm kurmaya elverişli olmadığı ve yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz ettiği görülmüştür. Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor hükme esas alınarak itirazın reddine karar verilmiş ise de, raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından bu rapora itibar edilerek sonuca gidilemez. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda alacaklı tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğine göre mahkemece ispat yükünün alacaklıda olduğu kuralı nazara alınarak yeniden uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan yasal ilkelere uygun olarak rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Öte yandan HMK'nun 297. maddesinin (1). fıkrası gereği hükümde “gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.

                  DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

                  KARAR : Alacaklı tarafından borçlu aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatıldığı, örnek 10 ödeme emirlerinin tebliği üzerine borçlunun yasal 5 günlük süreler içerisinde icra mahkemesine başvurarak imza itirazında bulunduğu, mahkemece, itirazın kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

                  Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanunun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir.

                  İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır" hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447/2. maddesinde yer alan "Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.6.1927 tarihli ve 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır" düzenlemesi sebebiyle uygulanması gereken aynı Kanunun 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.

                  Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.4.2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir ( Hukuk Genel Kurulu'nun 6.2.2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 K. sayılı kararı).

                  Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine dair borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine dair belge bulunamazsa, daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise borçlunun duruşmada alınan medari tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır.

                  Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.

                  Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu sebeple imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.

                  Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.5.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 6.6.2001 tarih 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi herhangi bir belgedeki imza veya yazının atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi sebeple farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.

                  Mahkemece imza incelemesi konusunda dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği adı geçen kurum tarafından düzenlenen 19.10.2015 tarihli raporda, mukayese belgelerin çoğunun fotokopi olduğu ve keşideci ... açısından ilgi ve irtibatın tespit edilemediğinin bildirildiği, bu rapora alacaklının hüküm kurmaya elverişli olmadığı ve yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz ettiği görülmüştür.

                  Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapor hükme esas alınarak itirazın reddine karar verilmiş ise de, raporun anılan kurumdan alınmış ve heyetçe düzenlenmiş olması yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ona üstünlük sağlamayacağından bu rapora itibar edilerek sonuca gidilemez. Zira Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin imza incelemesinde son merci olarak kabulü hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 7.10.2009 tarih ve 2009/12-282 Sayılı kararı).

                  Bu durumda alacaklı tarafından yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması talep edildiğine göre mahkemece ispat yükünün alacaklıda olduğu kuralı nazara alınarak yeniden uzman bilirkişilerden oluşturulacak kuruldan yukarda yapılan açıklamalara ve ilkelere uygun olarak rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

                  Öte yandan HMK'nun 297. maddesinin (1). fıkrası gereği hükümde “gerekçeli kararın yazıldığı tarihin” yer alması zorunlu olup, kanunun bu emredici hükmüne aykırı davranılması da doğru bulunmamıştır.

                  SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                   

                  • YORUMLAR
                  adlı kullanıcıya cevap x
                  İlginizi Çekebilir
                  Akın Gürlek: Suça sürüklenen çocuk kavramı değişecek, cezalar artacak
                  Akın Gürlek: Suça sürüklenen çocuk kavramı değişecek, cezalar artacak
                  Bahis baronunun dosyasında ünlülerin estetik doktoru çıktı!
                  Bahis baronunun dosyasında ünlülerin estetik doktoru çıktı!
                  Bahis soruşturmasında veri silme iddiası: Saran Group yalanladı, TFF inceleme başlattı
                  Bahis soruşturmasında veri silme iddiası: Saran Group yalanladı, TFF inceleme başlattı
                  Haraca bağlananlar ekosistemi deşifre etti! Rüşvet geliriyle borç verip villasına çöktüler.
                  Haraca bağlananlar ekosistemi deşifre etti! Rüşvet geliriyle borç verip villasına çöktüler.
                  Son Haberler
                  Papara’nın yeni sahibi belli oldu: Yasa dışı bahis soruşturmasında TMSF kayyum olarak atanmıştı
                  Papara’nın yeni sahibi belli oldu: Yasa dışı bahis soruşturmasında...
                  TP Petrol ve Zülfikarlar için kritik karar!
                  TP Petrol ve Zülfikarlar için kritik karar!
                  SON DAKİKA! MHP Kütahya teşkilatı feshedildi.
                  SON DAKİKA! MHP Kütahya teşkilatı feshedildi.
                  5 milyon Euro'luk rüşvet çarkı! İmamoğlu suç örgütü Capacity AVM'ye çökmeye kalktı
                  5 milyon Euro'luk rüşvet çarkı! İmamoğlu suç örgütü Capacity...
                  Kahramanmaraş'ta Okulda Silah Sesleri: Çok Sayıda Sağlık ve Polis Ekibi Yönlendirildi
                  Kahramanmaraş'ta Okulda Silah Sesleri: Çok Sayıda Sağlık ve Polis...
                  CEZA YARGILAMASINDA SON SÖZÜN SANIĞA VERİLMESİ KURALI
                  CEZA YARGILAMASINDA SON SÖZÜN SANIĞA VERİLMESİ KURALI

                  Ana Sayfa
                  Gündem
                  Siyaset
                  Ekonomi
                  Politika
                  Dünya
                  Teknoloji
                  Magazin
                  Seçim
                  Belediye
                  Eğitim
                  Sağlık
                  Yaşam
                  Spor
                  Asayiş
                  Çevre
                  Genel
                  Yerel
                  Kültür - Sanat
                  Ekonomi-Finans
                  Dış Haberler
                  Güvenlik
                  Bilim ve Teknoloji
                  Köşe Yazarları
                  Foto Galeri
                  Video Galeri
                  Biyografiler
                  Günün Haberleri
                  Arşiv
                  Gazete Arşivi
                  Karikatürler
                  Hava Durumu
                  Gazete Manşetleri
                  Nöbetci Eczaneler
                  Namaz Vakitleri
                  • Dış Haberler
                  • Ekonomi
                  • Genel
                  • Gündem
                  • Politika
                  • Sağlık
                  • Spor
                  • Yaşam
                  • Foto Galeri
                  • Video Galeri
                  • Köşe Yazarları
                  • Biyografiler
                  • Günün Haberleri
                  • Arşiv
                  • Gazete Arşivi
                  • Karikatürler
                  • Hava Durumu
                  • Gazete Manşetleri
                  • Nöbetci Eczaneler
                  • Namaz Vakitleri

                  • Rss
                  • Sitemap
                  • Künye
                  • İletişim
                  • Çerez Politikası
                  • Gizlilik İlkeleri

                  Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
                  İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.