O, mavi gözlü bir Bozkurt'tu! İşte Atatürk'ün Türklüğün sembolü Bozkurt'a olan tutkusu Türk Milliyetçisi yönünün ağır basmasıydı.
Büyük Önder Atatürk'ün en belirgin, en baskın yanlarından biri Türk milliyetçisi olmasıydı. Bu yönünün bir belirtisi olarak, ilk damga pullarına Bozkurt resmini koymakla onu milli sembol kabul etmesidir. Atatürk, büyük bir asker deha olduğu kadar aynı zamanda büyük bir siyaset ve devlet adamıydı.O, yok olmanın eşiğindeki bir ulusa milli bilinci aşılayarak millete genç ve dinamik bir cumhuriyet armağan etmekle kalmamış, aşıladığı bu milli bilinci hem bilimsel temellere dayandırmış, hem de çeşitli sembollerle bu milli bilinci ayakta tutmaya çalışmıştır.Atatürk’ün Türk milletinin milli bilinci diri tutmak için kullandığı sembollerden biri ve hiç şüphesiz en önemlisi de Türklüğün sembolü ve yol göstericisi olan Bozkurttur...Bozkurtun Türk milleti için öyle bir önemi vardır ki, çağlar içinde Türkler kendilerini “börü budun“(kurt kavmi) olarak da adlandırmışlardır. İşte Atatürk'ün öne çıkardığı, tavsiyede bulunduğu, uygulamaya koyduğu bozkurt sembolü ile ilgili çalışmalar...
Türkiye Cumhuriyeti devlet armasındaki bozkurt figürü Atatürk tarafından koydurulmuştur
Atatürk emir ile basılan bozkurt figürlü 5 TL
1931 yılında Atatürk tarafından bastırılan, üzerinde Bozkurt, Demirci, Örs ve Çekiç resmi olan posta pulu... Bu pullar, ilk defa 1926 yılında basılmıştır.

Atatürk’ün İbrahim Çallı’ya yaptırdığı Türklerin Ergenekon’dan çıkışı tablosu.
Atatürk döneminde Kahramanmaraş kalesine yaptırılan bayrak tutan bozkurt heykeli.
Atatürk'ün, Malatya Mebusu Dr. Hilmi beye yazdırdığı Bozkurt Cumhuriyet Marşı.
Atatürk dönemi CHP'sinin bozkurtlu amblemi.
Cumhuriyetimizin 10. yılı dolayısıyla hazırlanan bozkurtlu bir afiş.Atatürk milliyetçiliği, 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde ve Atatürk İlkeleri'nde de belirtilmiş olan, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik değerlerine dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır.[1]Fransız İhtilali'ni takip eden yüzyıl boyunca Avrupa'da imparatorluklar bir bir bölünmüş ya da yıkılmış yerlerine ardı sıra millî devletler kurulmuştu. Osmanlı Devleti de bundan nasibini almış, Balkan halkları isyanlar çıkararak kendi bağımsız millî devletlerini kurmuştu. Batılı devletlerin baskısıyla Osmanlı Devleti karşısında savaşta mağlup olduğu zamanlarda bile topraklarını genişleten Yunanistan, Sevr Antlaşması eğilimleri çerçevesinde bu sefer 1919 yılında Anadolu'nun işgaline başlamıştı.Osmanlı aydınları Tanzimat'tan sonra Osmanlı milliyetçiliğini savundular, bazıları ümmetçiliğe yöneldi ancak aynı ümmetten olan Arap kavimleri de dış kışkırtmaların da etkisiyle Osmanlı Devleti'nden ve birbirlerinden bağımsız devletlere bölündüler. Dünya Türkçülüğü'nü savunan Turancılık fikri de İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarınca benimsenmiş milliyetçilik akımlarından biriydi. Enver Paşa bu hayal ile Tacikistan'da öldü.Atatürk bu akımlardan hiçbirine değer vermedi ve daha sonradan 1982 Anayasası'nda Atatürk Milliyetçiliği olarak isimlendirilen Atatürkçü-Milliyetçi görüşü ortaya koydu.[2]Afet İnan, öğrenim gördüğü Fransız Lisesindeki tarih kitabını Mustafa Kemal Atatürk'e gösterir. Kitapta Türklerden "ikinci dereceden sarı ırktan, istilacı barbar kavim" olarak söz edilmekteydi.19. Yüzyıl Avrupa'sında geliştirilen ırkçılık ve beyaz ırkın üstünlüğü tezleri Avrupa milletlerini üstün görüyor ve kendi tarihine kaynak olarak özgün uygarlığın beşiğinin Yunanistan olduğu efsanesini ortaya atıyordu. Batılı ırkçı akımların tesirinde yazılan tarih kitaplarının Türklere yaklaşımı göçebe, istilacı barbarlar şeklindeydi. Batılı tarihçiler M.Ö. 5000 yıllarında Anadolu ve Mezopotamya ve Asya'da ortaya çıkan medeniyet izlerinin keşfinden önce, Antik Yunan Medeniyetini kendi medeniyetlerini odağına oturtuluyordu.[3][4][5]Irklar arasında bugün görülen farkların tarih açısından önemi pek azdır. Kafatası biçimi ırkların sınıflandırılmasında kullanılırsa da toplumsal hiçbir anlamı yoktur...Türk Tarihinin Ana Hatları, 1930Çok kitap okuyan ve tarihe ilgisi olan Mustafa Kemal Atatürk, bilimsellikten uzak ve ırkçı yaklaşımla yazılmış batılı tarih kitaplarından rahatsız olmuştu. 1929 ve 1930 yıllarında iki gece hiç uyumadan üzerine notlar alarak ciltler dolusu kitap okuduğu oluyordu. Yeni çıkan yabancı kitapları veya bunların özetlerini uzmanlara çıkarttırıp okuyordu.[6] Atatürk, H. G. Wells'in "Dünya tarihinin Ana Hatları" eserini[7] bitirince hemen Türkçeye çevrilmesini istedi.[8] Tarihteki Türk uygarlıklarının, medeniyetlerin kaynağı olduğu anlatılan liselerde 1931-1939 yıllarında ders kitabı olarak okutulan 4 ciltlik Türk Tarihinin Ana Hatları adlı eserin yazılması için Türk Tarihini Tetkik Cemiyetini görevlendirdi.Atatürk’e göre Avrupa uluslar topluluğunun fiziki sınırlar dışında, bu sistemin üstünlüğüne karşı mücadeleler mutlaka ulusçu nitelikte olmalıydı.[9] Atatürk’ün amacı ulusal ve savunulabilir sınırlar dahilinde, bir Türk ulus-devletini kurmak için Türk milliyetçiliğini öne çıkarmaktı. Atatürk milliyetçiliği din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelindedir. Ortak mazi, lisan, ahlak, kültür ve hukuk Türk Milletini oluşturan temellerdir. Atatürk'e göre, millî hudutlar içindeki "Türk Milleti'ni, etnik kökenlerine göre ayrıştırmak birkaç düşman aleti beyinsiz, mürteciden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir bırakmamıştır".[2][10]Yazar Paul Dumaont'a göre Kemalistlerin anlayışına göre milliyetçilik, temelde Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü korumayı ve ülkenin birliğini tehdit edebilecek ayrılıkçı akımları engellemeyi amaçlıyordu.[11] Recep Peker 1931 yılında bu sorunu şöyle anlatıyordu:
Büyük Önder Atatürk'ün en belirgin, en baskın yanlarından biri Türk milliyetçisi olmasıydı. Bu yönünün bir belirtisi olarak, ilk damga pullarına Bozkurt resmini koymakla onu milli sembol kabul etmesidir. Atatürk, büyük bir asker deha olduğu kadar aynı zamanda büyük bir siyaset ve devlet adamıydı.O, yok olmanın eşiğindeki bir ulusa milli bilinci aşılayarak millete genç ve dinamik bir cumhuriyet armağan etmekle kalmamış, aşıladığı bu milli bilinci hem bilimsel temellere dayandırmış, hem de çeşitli sembollerle bu milli bilinci ayakta tutmaya çalışmıştır.Atatürk’ün Türk milletinin milli bilinci diri tutmak için kullandığı sembollerden biri ve hiç şüphesiz en önemlisi de Türklüğün sembolü ve yol göstericisi olan Bozkurttur...Bozkurtun Türk milleti için öyle bir önemi vardır ki, çağlar içinde Türkler kendilerini “börü budun“(kurt kavmi) olarak da adlandırmışlardır. İşte Atatürk'ün öne çıkardığı, tavsiyede bulunduğu, uygulamaya koyduğu bozkurt sembolü ile ilgili çalışmalar...
Türkiye Cumhuriyeti devlet armasındaki bozkurt figürü Atatürk tarafından koydurulmuştur
Atatürk emir ile basılan bozkurt figürlü 5 TL
1931 yılında Atatürk tarafından bastırılan, üzerinde Bozkurt, Demirci, Örs ve Çekiç resmi olan posta pulu... Bu pullar, ilk defa 1926 yılında basılmıştır.
Atatürk’ün İbrahim Çallı’ya yaptırdığı Türklerin Ergenekon’dan çıkışı tablosu.
Atatürk döneminde Kahramanmaraş kalesine yaptırılan bayrak tutan bozkurt heykeli.
Atatürk'ün, Malatya Mebusu Dr. Hilmi beye yazdırdığı Bozkurt Cumhuriyet Marşı.
Atatürk dönemi CHP'sinin bozkurtlu amblemi.
Cumhuriyetimizin 10. yılı dolayısıyla hazırlanan bozkurtlu bir afiş.Atatürk milliyetçiliği, 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde ve Atatürk İlkeleri'nde de belirtilmiş olan, din ve ırk ayrımı gözetmeksizin, ulus tanımını dil, kültür ve siyasi birliktelik değerlerine dayandıran milliyetperverlik anlayışıdır.[1]Fransız İhtilali'ni takip eden yüzyıl boyunca Avrupa'da imparatorluklar bir bir bölünmüş ya da yıkılmış yerlerine ardı sıra millî devletler kurulmuştu. Osmanlı Devleti de bundan nasibini almış, Balkan halkları isyanlar çıkararak kendi bağımsız millî devletlerini kurmuştu. Batılı devletlerin baskısıyla Osmanlı Devleti karşısında savaşta mağlup olduğu zamanlarda bile topraklarını genişleten Yunanistan, Sevr Antlaşması eğilimleri çerçevesinde bu sefer 1919 yılında Anadolu'nun işgaline başlamıştı.Osmanlı aydınları Tanzimat'tan sonra Osmanlı milliyetçiliğini savundular, bazıları ümmetçiliğe yöneldi ancak aynı ümmetten olan Arap kavimleri de dış kışkırtmaların da etkisiyle Osmanlı Devleti'nden ve birbirlerinden bağımsız devletlere bölündüler. Dünya Türkçülüğü'nü savunan Turancılık fikri de İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarınca benimsenmiş milliyetçilik akımlarından biriydi. Enver Paşa bu hayal ile Tacikistan'da öldü.Atatürk bu akımlardan hiçbirine değer vermedi ve daha sonradan 1982 Anayasası'nda Atatürk Milliyetçiliği olarak isimlendirilen Atatürkçü-Milliyetçi görüşü ortaya koydu.[2]Afet İnan, öğrenim gördüğü Fransız Lisesindeki tarih kitabını Mustafa Kemal Atatürk'e gösterir. Kitapta Türklerden "ikinci dereceden sarı ırktan, istilacı barbar kavim" olarak söz edilmekteydi.19. Yüzyıl Avrupa'sında geliştirilen ırkçılık ve beyaz ırkın üstünlüğü tezleri Avrupa milletlerini üstün görüyor ve kendi tarihine kaynak olarak özgün uygarlığın beşiğinin Yunanistan olduğu efsanesini ortaya atıyordu. Batılı ırkçı akımların tesirinde yazılan tarih kitaplarının Türklere yaklaşımı göçebe, istilacı barbarlar şeklindeydi. Batılı tarihçiler M.Ö. 5000 yıllarında Anadolu ve Mezopotamya ve Asya'da ortaya çıkan medeniyet izlerinin keşfinden önce, Antik Yunan Medeniyetini kendi medeniyetlerini odağına oturtuluyordu.[3][4][5]Irklar arasında bugün görülen farkların tarih açısından önemi pek azdır. Kafatası biçimi ırkların sınıflandırılmasında kullanılırsa da toplumsal hiçbir anlamı yoktur...Türk Tarihinin Ana Hatları, 1930Çok kitap okuyan ve tarihe ilgisi olan Mustafa Kemal Atatürk, bilimsellikten uzak ve ırkçı yaklaşımla yazılmış batılı tarih kitaplarından rahatsız olmuştu. 1929 ve 1930 yıllarında iki gece hiç uyumadan üzerine notlar alarak ciltler dolusu kitap okuduğu oluyordu. Yeni çıkan yabancı kitapları veya bunların özetlerini uzmanlara çıkarttırıp okuyordu.[6] Atatürk, H. G. Wells'in "Dünya tarihinin Ana Hatları" eserini[7] bitirince hemen Türkçeye çevrilmesini istedi.[8] Tarihteki Türk uygarlıklarının, medeniyetlerin kaynağı olduğu anlatılan liselerde 1931-1939 yıllarında ders kitabı olarak okutulan 4 ciltlik Türk Tarihinin Ana Hatları adlı eserin yazılması için Türk Tarihini Tetkik Cemiyetini görevlendirdi.Atatürk’e göre Avrupa uluslar topluluğunun fiziki sınırlar dışında, bu sistemin üstünlüğüne karşı mücadeleler mutlaka ulusçu nitelikte olmalıydı.[9] Atatürk’ün amacı ulusal ve savunulabilir sınırlar dahilinde, bir Türk ulus-devletini kurmak için Türk milliyetçiliğini öne çıkarmaktı. Atatürk milliyetçiliği din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelindedir. Ortak mazi, lisan, ahlak, kültür ve hukuk Türk Milletini oluşturan temellerdir. Atatürk'e göre, millî hudutlar içindeki "Türk Milleti'ni, etnik kökenlerine göre ayrıştırmak birkaç düşman aleti beyinsiz, mürteciden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir bırakmamıştır".[2][10]Yazar Paul Dumaont'a göre Kemalistlerin anlayışına göre milliyetçilik, temelde Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü korumayı ve ülkenin birliğini tehdit edebilecek ayrılıkçı akımları engellemeyi amaçlıyordu.[11] Recep Peker 1931 yılında bu sorunu şöyle anlatıyordu:- "Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz." [12]





