Siyaset Bilimci Güven Gürkan Öztan: Muhalefetin rolü değişimin yönünü belirleyecek

Siyaset Bilimci Güven Gürkan Öztan: Sorun etrafında oluşan sahipsizlik ve geleceksizlik hissini muhalefet inandırıcı, politik bir hedefe yöneltirse sahici bir değişim kaçınılmaz.

Siyaset Bilimci Güven Gürkan Öztan: Muhalefetin rolü değişimin yönünü belirleyecek
04 Nisan 2020 Cumartesi 19:48

Koronavirüs (Kovid-19) sürecinde ortaya çıkan sınıfsal uçurumlar ve sisteme yönelik eleştiriler, salgın sonrasında nasıl bir dünya ve sistemle karşılaşacağımız konusunda birçok tartışmaya neden oldu. Siyaset Bilimci Güven Gürkan Öztan, muhalefetin böyle bir kriz sürecinde kullandığı dilin iktidarla paralel bir biçimde sağlık tavsiyeleri vermek olmadığına dikkat çekerek, “Muhalefetin önceliği, krizin apaçık ortaya koyduğu sınıfsal tabloyu ifşa etmek ve akabinde harekete geçmektir” dedi.

Öztan “Sorun etrafında oluşan sahipsizlik ve geleceksizlik hissini muhalefet inandırıcı, politik bir hedefe yöneltirse sahici bir değişim kaçınılmaz” değerlendirmesi yaptı.

Güven Gürkan Öztan ile Kovid-19 pandemisi karşısında devletlerin verdiği sınavı, kapitalizmin yaşadığı buhranı ve ortaya çıkan sorun karşısında muhalefetin pozisyonunu konuştuk.

BİR MİT BOZUMU DÖNEMİ
Dünya ekonomisinin 2008-09 krizinden bu yana kendini toplayamadığını, sağlık krizinin kapitalizmin içine düştüğü bu buhranı gözler önüne serdiğini belirten Öztan, şöyle devam etti:

“Kovid-19 salgını öncesinde zaten kapitalist merkezlerde içe kapanmacı eğilimler gözleniyordu. Neoliberalizmin dünya çapındaki lokomotifi olan küresel finans örgütleri böyle giderse kapitalizmin gerileyeceğini, küresel gelir adaletsizliğinin makyajlanması gerektiğini söylemeye başlamıştı. Korona salgını, bir mit bozumu dönemini başlattı. Büyüme oranlarıyla övünen, ürettiği meta ve zenginliği sistemin ‘alternatifsiz’ olduğu iddiasını kabul ettirmek için kullanan kapitalist ülkeler, hastalar ve sağlık çalışanları için gerekli ekipmanı dahi tedarik edemediler. Bu kapitalizmin ikiyüzlü karakterini, kamuculuktan kopmanın ağır bedelini dünya halklarına acı bir biçimde gösterdi.”

OHAL VE BENZERİ TALEPLER YANLIŞ
Demokratik muhalefetin örgütlü ve bir hedef etrafında birleşik bir hat oluşturamadığı durumlarda kapitalizmin krizi fırsata çevirdiğini hatırlatan Öztan, dünyadan örnekler vererek, böyle dönemlerde OHAL uygulamalarının harekete geçebileceği uyarısında bulundu:

“1929 buhranı, ki yaşadığımız o buhranın ötesine geçebilir, faşizmin yükselişine neden olmuştu. Kapitalist sistem kendini, gücün tek merkezde toplandığı, antidemokratik rejimlerle sürdürmüştü. Bugün sağ popülist olarak nitelendirilen liderlerin de benzer girişimleri söz konusu. Birkaç gün önce Macaristan’ın otoriter politikalarıyla meşhur lideri Orban tüm siyasi erki kendinde toplayan, Meclisi neredeyse askıya alan bir yasa ile diktatörlüğe adım attı. AB’den ise kayda değer bir tepki gelmedi. Orta Amerika’dan Güneydoğu Asya’ya dünyanın birçok yerinde korona nedeniyle OHAL benzeri uygulamalar hayata geçiriliyor. Eşine benzerine ancak faşist rejimlerde rastladığımız sahneler kendine demokratik diyen ülkelerde yeniden canlanıyor. O nedenle OHAL ve benzeri talepler konusunda çok dikkatli olunmalı.”

SÜREÇ ŞİMDİLİK İKTİDARIN İSTEDİĞİ GİBİ YÜRÜYOR
Türkiye’de “tek adam rejimi”nin süreci tam da istediği gibi yürüttüğünü vurgulayan Güven Gürkan Öztan, “Bir yandan rejim üzerindeki tartışmaları sağlık krizi nedeniyle donduruyor, diğer yandan ise yetkileri Saray’da toplamaya devam ediyor. Bugün sanki İdlib’de askerler hayatını kaybetmedi, Güneydoğu’da belediyelere kayyum atanmadı, deprem ve çığ felaketlerindeki hatalar yaşanmadı gibi bir hal söz konusu. Halbuki iktidarın korona salgını sürecinde izlediği politika, saydığımız diğer krizlerde yaptığının aynısı. Burada da tıpkı diğer hadiselerde olduğu gibi kamuyu ilgilendiren bilgiyi keyfi bir biçimde paylaşıyor, önlemleri tepkilerin şiddetine göre hayata geçiriyor, eleştirileri ise en ağır biçimde bastırıyor” diye konuştu.

OHAL durumundaymışçasına istediğini yapan iktidarın, şimdilik OHAL’e ihtiyacı olmadığını kaydeden Öztan, “Ancak krizin derinleşmesi iktidarı eleştirenlerin üzerindeki baskının artmasına pekala yol açabilir” dedi.

BAĞIŞ KAMPANYASI HEGEMONYA TAMİRİ AMACI TAŞIYOR
Hükümetin belediyelerin bağış kampanyalarına yönelik tutumunu da değerlendiren Öztan, iktidarın, toplumun kendi dinamikleriyle harekete geçmesini, yardım örgütlemesini, sağlık çalışanlarını desteklemesini yani toplumun dinamik bir karakter sergilemesini kendine tehdit olarak gördüğünü ifade etti.

Öztan, şunları söyledi:

“Zira dinamik toplum siyasallaşır, egemenler tarafından ‘siyaset üstü’ kılınmak istenen meselelerin aslında ne denli politik olduğunu kolektif deneyimiyle kavrar. Muhalefet belediyelerinin başlattığı bağış kampanyası biraz da bu yüzden iktidar tarafından ‘güvenlik tehdidi’ haline getirildi. İktidar hemen aynı gün kendi kampanyasını başlatarak salgınla mücadeleyi eksilen hegemonyasını tamir için araçsallaştırdı. Bağış kampanyası plebisite, bağışçılar ise rejim destekçilerine dönüştürülmüş oldu. Nitekim birçok kurumda zorunlu bağışa geçildiği düşünülürse bunun halkla dayanışmakla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyebiliriz.”

Öztan’a göre, buradan “İktidarın murat ettiği tahkimat çıkmaz. Ötesinde iktidarın muhalefet blokunu parçalama stratejisi de bu tip dayatmalarla boşa düşüyor. İradesi her seferinde yok sayılan yurttaşlar, farklılıklarına rağmen beraber hareket etmeyi sürdürüyor.”

MUHALEFETİN ROLÜ SAĞLIK TAVSİYESİ VERMEK DEĞİL!
Siyaset Bilimci Öztan, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” tartışmalarına ilişkin sorumuzu ise şöyle yanıtladı:

“Salgın sonrası hiçbir şey aynı olmayacak tezinde gerçeklik payı var. Ancak asıl soru değişimi nerede, hangi doğrultuda beklediğimiz. Yoksa pandeminin üretim ve tüketim alışkanlıklarını değiştirmemesi düşünülemez. İstihdam rejimi, mesleklerin icra biçimleri hatta sosyal yaşamdaki kimi ritüellerimiz köklü bir değişimden geçecek.

Politik değişim ise bir çırpıda olmayacak, muhtemelen bir iki yıla yayılacak.

Muhalefetin bu süreçteki rolü değişimin ne yöne evrileceğini belirleyecek.

Belediyelerin başlattığı bağış kampanyasını bir kenara bırakırsak Meclisteki muhalefetin salgınla imtihanda başarılı olduğunu söyleyemeyiz.

Muhalefetin görevi halka iktidarın söylemine paralel bir biçimde sağlık tavsiyeleri vermek değildir.

Zaten TTB gibi meslek örgütleri bu konuda üzerine düşenin fazlasını yapıyor. Muhalefetin önceliği krizin apaçık ortaya koyduğu sınıfsal tabloyu dillendirmek, ifşa etmek ve akabinde harekete geçmektir.

Örneğin ücretli izin talebini yükseltmektir, kritik sektörlerde işlevsel bir kamulaştırma modelini savunmaktır, çalışmaya devam iş kollarında zor şartlar altında mesai yapan işçilerin yanına gitmek ve dayanışmaktır. 

Korona salgını hız kestiğinde büyük bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya kalacağız.

Zaten yurttaşlar geçinemiyoruz diyerek yaşamlarına son vermeyi göze almışlardı, pandemi yaygın işsizlik sorununu muhtemelen en üst seviyeye çıkaracak.

Sorun etrafında oluşan sahipsizlik ve geleceksizlik hissini muhalefet inandırıcı, politik bir hedefe yöneltirse sahici bir değişim kaçınılmaz.

Bir başka ifadeyle muhalefet, salgın sonrasına dair şimdiden bir yol haritası hazırlamak; vatandaşlık geliri, kamulaştırma, vergi adaleti başta olmak üzere somut talepler üzerinden iktidar değişimine talip olmak mecburiyetinde.”

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.